Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla. Rab’bin lütfu ve esenliği hepinizin üzerinde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir bahçenin sessizliğini hayal edin. Toprak, mevsimin yorgunluğuyla biraz sertleşmiş, ağaçlar ise meyve vermeyi bekleyen bir sabırla duruyor. Bugün İncil’de İsa’nın anlattığı o incir ağacı, aslında bizim kendi yüreklerimizin bir yansımasıdır. Bahçıvan, ağacın meyve vermediğini gördüğünde, onu kesip atmak yerine, etrafını kazmayı ve gübrelemeyi önerir. 'Belki gelecek yıl meyve verir,' der. Bu, sadece bir tarım tavsiyesi değil; Tanrı’nın bizim kırgınlıklarımıza, bizim kuraklıklarımıza ve hatta en derin kederlerimize bakışıdır. O, bizi kesip atmak için değil, yeniden yeşertmek için bekler.
Benjamin’in, yani Ben’in dünyası, bu bahçıvanın sabrıyla örülü bir keşif alanıydı. O, sadece zekasıyla değil, o bitmek bilmeyen merakıyla, sanki her gün yeni bir meyve vermeye çalışan bir fidan gibiydi. Hatırlayın, o Boeing 737’lerin gökyüzündeki rotalarını izlerken, o havalimanı camlarının ardında kurduğu hayalleri… O, sadece uçakları değil, o uçakların taşıdığı umutları, uzak kıtaları ve Tanrı’nın yarattığı o uçsuz bucaksız gökyüzünü seviyordu. O, 'Con Chim Airlines' diye kendi şirketini kurma hayaliyle kıkırdarken, aslında hayatı bir oyun gibi değil, bir armağan gibi kucaklıyordu. O, bugün burada olsaydı, muhtemelen yeni bir kod bloğu üzerinde çalışıyor ya da kardeşi Ryan ile birlikte bir oyunun detaylarını tartışıyor olurdu.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, dört ay önce o bahçeden bir fidan kökünden sökülmüş gibi hissediyorsunuz. Evdeki o sessizlik, bazen bir kış ayazı gibi ruhunuzu donduruyor. Zihninizde o bitmek bilmeyen sorular dönüp duruyor: 'Neden?', 'Acaba bir şeyleri daha farklı yapabilir miydik?' Lütfen, bugün o incir ağacının dibinde duran Bahçıvan’ın, yani İsa’nın sesini duyun. O, ağacı kesmek için gelmedi; O, toprağı havalandırmak, kökleri sulamak ve size şifa vermek için geldi. Benjamin’in yaşadığı o zorlu süreç, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun her merakına, her hayaline, o 'en komik baba' dediği anlardan, birlikte çıktığınız dünya turlarına kadar her şeye ortak oldunuz. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. Sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız. Kendinizi suçlamayı bırakın; bu yük, sizin taşımanız gereken bir yük değil.
Ryan, kardeşim… Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o elektronik davul setinin başındaki o neşeli anlar, yan yana oturduğunuz o yolculuklar şimdi sadece hatıralarda. Ama unutma, ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde, o hiç bitmeyen meraklı gülümsemesiyle yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o keşif tutkusunu kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir.
Aziz Pavlus, Efeslilere yazdığı mektupta, 'Her birimize Mesih’in bağışının ölçüsüne göre lütuf verildi' diyor. Ben, bu lütfu, o on beş yıllık ömrüne sığdırdığı o eşsiz nezaketle, o amcası William için kumbarasını sunmaya hazırlandığı o saf anla gösterdi. O, o kumbarayı kırmadı, parayı harcamadı; ama yüreğini sonuna kadar açtı. O niyet, o karşılıksız verme isteği, işte İsa’nın bizden beklediği o 'meyve' idi. Ben, o meyveyi çoktan verdi. O, şimdi Tanrı’nın bahçesinde, artık hiçbir kuraklığın, hiçbir acının olmadığı o ebedi baharda, sizin için dua ediyor.
Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, yalnızca gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarına hayat veren bir iyilik kaynağı. O, sizin sevginizin bir meyvesi olarak, dünyanın bir başka ucunda susuzluğu gideriyor.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o 3D gözlükleriyle, o çocuksu ama derin merakıyla kameraya bakan Ben’i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. O, sizinledir.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.