Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizin üzerinde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir havalimanının o büyük camlarının önünde durduğunuzu düşünün. Dışarıda, devasa Boeing 737’lerin motorları bir ritimle kükrüyor; pistin o gri betonunda, sanki gökyüzüne açılan bir kapı varmış gibi uçaklar birbiri ardına yükseliyor. Benjamin, yani Ben, o camın önünde durduğunda, sadece metal yığınlarını görmezdi. O, o karmaşık uçuş rotalarının, o bulutların üzerindeki kusursuz düzenin, o AWS bulut altyapılarının ardındaki o muazzam zekayı sezebilen bir çocuktu. O, 'Con Chim Airlines' hayallerini anlatırken, gözlerindeki o ışıltıyla, sanki bu dünyanın ötesindeki o büyük, sınırsız gökyüzünü zaten tanıyormuş gibi gülümserdi.
Bugün Galatyalılara yazılan mektupta Aziz Pavlus, bizi çok köklü bir gerçeğe çağırıyor. Diyor ki: 'Mesih İsa'ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı'nın oğullarısınız.' Pavlus, bizi artık bir 'terbiye edicinin', bir kural listesinin ya da bir yasalar silsilesinin altında kalmaktan kurtarıyor. O, bizi doğrudan Mesih'in kendisine, O'nun o sarmalayan, o her şeyi bir kılan sevgisine davet ediyor. 'Ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi; çünkü hepiniz Mesih İsa'da birsiniz.'
Bu 'birlik' ne anlama geliyor? Benjamin’in o kısa ama yoğun ömründe, bu birlik, onun o nazik yüreğinde vücut bulmuştu. O, sadece bir dahi değildi; o, başkalarının acısını kendi içinde hisseden bir çocuktu. Hatırlayın, amcası William iki felç geçirdiğinde, o on beş yaşında, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte Pavlus’un bahsettiği o 'Mesih’i giyinmiş' olmanın en somut haliydi. Ben, henüz on beş yaşındayken, imanın bir kurallar listesi değil, bir 'verme biçimi' olduğunu biliyordu.
İncil’de bugün, kalabalıklar içinden bir kadın İsa’ya sesleniyor: 'Ne mutlu seni taşıyan rahme, seni emziren memelere!' İsa ise cevabını, o kadının övgüsünün çok ötesine taşıyor: 'Daha doğrusu, Tanrı'nın sözünü işitip ona uyanlara ne mutlu!' İsa, biyolojik bağların, kan bağlarının ötesinde, 'Ruh'un bağlarını' işaret ediyor. Ben, bu sözün bir canlı kanıtıydı. O, sadece babasının oğlu değil, Tanrı'nın sözünü hayatının her hücresinde, o meraklı zihninde ve o cömert kalbinde taşıyan bir çocuktu.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, o boşluk bazen göğsünüze çöken demirden bir ağırlık gibi. O gece yarısı uyanıp evdeki o derin sessizliği dinlediğinizde, 'Neden?' diye soruyorsunuz. O, 'Con Chim Airlines' hayallerini anlatırken attığı o kıkırdamalar, şimdi bir anı gibi kulaklarınızda çınlıyor. Bazen, o sessizliğin içinde, kendi kendinizi sorguladığınızı biliyorum. 'Acaba bir şey eksik mi yaptık? Acaba daha dikkatli olsaydım...' Lütfen bu taşı omuzlarınızdan indirin. İsa’nın dediği gibi, ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası. Hastalık, bir ceza değildir; bir hata değildir; bir ihmal asla değildir. Siz Benjamin’e dünyadaki en kusursuz, en sıcak, en koruyucu yuvayı verdiniz. Siz onun tüm o uçak spotting tutkusuna, o karmaşık teknik meraklarına ortak oldunuz. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O gökyüzünden geçen her 737’nin motor sesinde sana göz kırpıyor. Güçlü ol, onun o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam et. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı.
Bugün mezmurda diyoruz ki: 'Rab, antlaşmasını sonsuza dek anımsar.' Tanrı Ben’i unutmadı. Ve Benjamin’in sevgisi bu dünyada sönmedi. Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, yalnızca gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sözünü işitenlerin o büyük topluluğunda, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o 'Con Chim Airlines'ın kaptan köşkündeki o neşeli gülümsemeyi hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketlesin ve korusun; O'nun yüzü üzerinizde parlasın ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.