Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir evin sessizliğini hayal edin. Öyle bir sessizlik ki, sanki duvarlar bile bir zamanlar orada yankılanan o çocuksu kıkırdamaları, o hızlıca tıkırdayan klavye seslerini veya bir uçak modelinin parçalarını birleştirirken çıkan o dikkatli nefes alıp verişleri arıyor. Benjamin’in, yani Ben’in dünyası, tam da bu tür küçük, somut detaylarla örülüydü. O, sadece bir dahi değildi; o, hayatı bir keşif gibi yaşayan, her yeni günün içine bir parça merak ve bir parça nezaket sığdıran bir çocuktu. Bugün, Aziz Pavlus’un Selaniklilere yazdığı o mektubun satırları arasında gezinirken, gözümün önüne bir fotoğraf karesi geliyor: Ben, bir sınıfta, elinde bir matematik kitabı, yüzünde o hafif, o her şeyi bilen, o tatlı ve muzip gülümsemesiyle kameraya bakıyor. O an, o kadar duru, o kadar normal ki... İnsan, hayatın böyle devam edeceğini sanıyor. Ama Pavlus bize, hayatın sadece 'devam etmek' değil, 'Rab İsa Mesih'e olan imanla emek vermek' olduğunu hatırlatıyor.
'İmanınızdan kaynaklanan işlerinizi, sevginizden kaynaklanan emeğinizi ve Rabbimiz İsa Mesih'e olan umudunuzdan kaynaklanan sabrınızı Tanrımız ve Babamız'ın önünde anımsıyoruz,' diyor Pavlus. Bu ne demek? Bu, bizim o bitmek bilmeyen 'yeterince iyi miyim?', 'her şeyi doğru yaptım mı?', 'acaba bir adım geride mi kaldım?' şeklindeki o ağır, o yorucu vicdan yüklerimizden özgürleşmemiz demektir. Ben, henüz on beş yaşındayken, bu özgürlüğü kendi küçük, cömert adımlarıyla yaşıyordu. Hatırlayın, o on beş yaşındaki kalbiyle, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte Pavlus’un bahsettiği o 'sevgi emeğinin' ta kendisiydi. Ben, henüz on beş yaşındayken, sevginin bir hesap meselesi değil, bir varoluş biçimi olduğunu biliyordu.
İncil’de bugün İsa, Ferisilere ve Hirodesçilere karşı çok keskin bir dil kullanıyor. Onlar, İsa'yı tuzağa düşürmek için 'övgü maskesi' takıyorlar. 'Öğretmenim, senin doğru sözlü olduğunu biliyoruz' diyorlar. İsa ise onların kalplerindeki o karanlığı, o sahteliği görüyor. 'Neden beni deniyorsunuz, sizi ikiyüzlüler?' diye soruyor. İsa, onlara bir Roma sikkesi gösterdiriyor ve o meşhur soruyu soruyor: 'Bu resim ve yazı kime ait?' Cevap 'Sezar'a' olunca, O o sarsıcı cevabı veriyor: 'Öyleyse Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin.'
Bu söz, sadece bir vergi meselesi değildir. Bu, bizim kime ait olduğumuzun sorusudur. Sezar'ın resmi bir sikkenin üzerindedir, ama Tanrı'nın resmi, yani O'nun sureti, doğrudan insanın kalbine mühürlenmiştir. Sezar'ın hakkı geçicidir, ama Tanrı'nın hakkı, yani sevgimiz, sadakatimiz ve imanımız, ebedidir. İsa, bugün bize, 'Kimin suretini taşıyorsun?' diye soruyor. Benjamin, o kısa ömründe, Tanrı'nın suretini o kadar berrak bir şekilde taşıdı ki... O, sadece teknolojiye, AWS altyapılarına, kodlara değil, doğrudan Tanrı'nın o sınırsız yaratıcılığına hayranlık duyuyordu. 'Con Chim Airlines' hayallerini kıkırdayarak anlatırken, o aslında Tanrı'nın gökyüzünü, o uçsuz bucaksız özgürlüğü keşfediyordu.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, o boşluk bazen göğsünüze çöken demirden bir ağırlık gibi. O sessiz gecelerde, zihninizde o 'acaba' soruları dönüp duruyor. Lütfen, bu taşı omuzlarınızdan indirin. İsa, kör doğan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız vicdan yükünü alıp atmıştı. Benjamin’in rahatsızlığı, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun o havacılık tutkusuna, o 'Con Chim Airlines' hayallerine ortak oldunuz, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı. Bazı acılar, insan iradesinin ötesinde, bu düşmüş dünyanın rüzgarlarıdır ve siz o rüzgara karşı evladınızı sevgiyle kalkanladınız. Kendinizi suçlamayı bırakın; Tanrı’nın gözünde sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir. O, seninle roller coaster'a bindiği o rüyalarda olduğu gibi, senin yaşamının her anında seninle beraber.
İsa bugün Sezar'a ait olanı verin diyor, ama Tanrı'ya ait olanı asla unutmayın. Tanrı'ya ait olan, sizin o kırık ama sevgi dolu kalplerinizdir. Tanrı'ya ait olan, Benjamin'in o gülümsemesidir. Tanrı'ya ait olan, o 'Giếng Gioan Baotixita' kuyusundan içilen her damla sudur. Cà Mau'da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, yalnızca gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarına hayat veren bir iyilik kaynağı.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o sınıftaki, elinde kitabıyla kameraya bakan o tatlı, o muzip gülümsemeli Ben’i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. O, sizinledir. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.