Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizin üzerinde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir havaalanının o devasa camlarının önünde durduğunuzu hayal edin. Dışarıda, pistin üzerinde parıldayan uçakların kalkışını izleyen bir çocuk düşünün. Gözlerinde o uçakların rotalarına dair derin bir merak, zihninde ise o metal kuşların nasıl olup da gökyüzünü fethettiğine dair teknik bir kavrayış var. Benjamin’in, yani Ben’in dünyası, tam da bu tür bir merak ve hayranlıkla örülüydü. O, sadece bir çocuk değil, bir kaşifti. Boeing 737’lerin o zarif hatlarını izlerken, aslında yaratılışın o muazzam düzenine, Tanrı’nın o sonsuz gökyüzü tasarımına bakıyordu. Bugün, İncil’de İsa, kalabalığa gökyüzüne bakıp hava durumunu nasıl tahmin ettiklerini, ancak 'şimdiki zamanı' neden yorumlayamadıklarını soruyor.
'Neden neyin doğru olduğuna kendiniz karar vermiyorsunuz?' diye soruyor İsa. Bu soru, sadece o günün kalabalığına değil, bugün acının, boşluğun ve sorgulamanın soğuk rüzgarları altında kalan her birimize yöneltilmiş bir sorudur. 'Şimdiki zamanı yorumlamak'... Bu, hayatın o en zorlu anlarında, acının o kör edici sisi içinde, Tanrı’nın varlığını ve ışığını görebilmek demektir. Bizler, genellikle gökyüzündeki bulutları okumakta çok iyiyizdir. Bir fırtınanın geleceğini, bir kederin kapıya dayandığını hemen hissederiz. Ama o fırtınanın tam ortasında, Tanrı’nın bizi nasıl tuttuğunu, o acının içinden nasıl bir ebedi umut filizlendiğini görmek, işte gerçek bilgelik budur.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, Ben’in yokluğunun üzerinden geçen bu dört ay, sanki bir asır gibi uzun, ama aynı zamanda dün gibi taze. O boşluk, o evin içindeki sessizlik, bazen bir mahkeme salonu gibi üzerinize geliyor. Sanki birileri size 'neden' diye soruyor, sanki birileri sizden bir açıklama bekliyor. İsa’nın bugün İncil’de bahsettiği o 'yargıç' ve 'görevli' metaforu, bazen kendi zihnimizde kurduğumuz o acımasız mahkemeye benziyor. Kendi kendimizi yargılıyoruz. 'Acaba bir şeyi atladım mı?', 'Acaba o gün daha dikkatli olsaydım?'... Bu sorular, ruhumuzu bir hapishaneye kapatan o ağır zincirlerdir. Ama bugün, İncil’in o sert uyarısının altında, aslında çok daha derin bir merhamet gizli. İsa, 'yolda iken' meseleyi halletmemizi söylüyor. Yani, Tanrı’nın merhametine, o sonsuz şefkatine, acımızın tam ortasında, daha yolun başındayken sığınmamızı istiyor.
Lütfen, bu taşı omuzlarınızdan indirin. İsa, kör doğan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız vicdan yükünü alıp atmıştı. Benjamin’in rahatsızlığı, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun o havacılık tutkusuna, o 'Con Chim Airlines' hayallerine ortak oldunuz, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı. Bazı acılar, insan iradesinin ötesinde, bu düşmüş dünyanın rüzgarlarıdır ve siz o rüzgara karşı evladınızı sevgiyle kalkanladınız. Kendinizi suçlamayı bırakın; Tanrı’nın gözünde sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız. Sizler, onun o 3D gözlüklerle sanal dünyalara bakarkenki heyecanını, o mutfakta kardeşiyle birlikte gülerek hazırladığı yemekleri, o 'en komik baba' dediği anları biriktirdiniz. Bunlar, hiçbir 'yargıcın' elinden alamayacağı, ebedi birer hazinedir.
Aziz Pavlus, Efeslilere yazdığı mektupta, 'Tüm alçakgönüllülük ve yumuşaklıkla, sabırla, birbirinize sevgiyle katlanarak' diyor. İşte Ben’in hayatı buydu. O, 15 yaşındayken, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı hatırlayın. O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız, 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte Pavlus’un bahsettiği o 'birliğin' ta kendisiydi. Ben, o kumbarayı kırmadı ama kalbini sonuna kadar açtı. O, dünyevi olanı değil, ebedi olanı, yani sevgiyi biriktirdi. O, kendi küçük dünyasında, aslında Tanrı’nın o geniş gökyüzünü bizlere tanıttı. O, şimdi o gökyüzünün en yükseklerinde, artık hiçbir acının, hiçbir yorgunluğun olmadığı o ebedi uçuşların huzurunda. Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, sadece gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir. O, seninle roller coaster'a bindiği o rüyalarda olduğu gibi, senin yaşamının her anında seninle beraber. O, babanla dondurma sırasına girerken, o günün neşesini nasıl paylaştıysa, şimdi de Tanrı’nın sofrasında senin için aynı neşeyi hazırlıyor.
İsa, 'Neden neyin doğru olduğuna kendiniz karar vermiyorsunuz?' diye soruyor. Bugün, bu sorunun cevabı, o mahkeme salonunda değil, o boş sandalyenin yanında, Tanrı’nın merhametinde gizli. Doğru olan, acıya rağmen sevmeye devam etmektir. Doğru olan, Ben’in o gülümsemesini bir anıdan bir yaşam biçimine dönüştürmektir. Doğru olan, Tanrı’nın 'bir beden ve bir ruh' olarak bizi asla terk etmediğine inanmaktır. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. O, sizinledir.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o 3D gözlükleriyle, o çocuksu ama derin merakıyla kameraya bakan Ben’i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. O, sizinledir. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.