Babanın, Oğulun ve Kutsal Ruh'un adıyla. Sevgili kardeşlerim, bugün Tanrı'nın huzurunda, O'nun kutsal kelimesini dinlemek ve O'nun sevgisinde teselli bulmak için bir araya geldik.
Rab, bize merhamet et. Mesih, bize merhamet et. Rab, bize merhamet et.
Bir an için, eskimiş, sararmış sayfaları olan ağır bir defteri hayal edin. Her satırında insan elinin emeği, her sayfasında güneşin altında koşturan o telaşlı adımlar var. Vaiz kitabının yazarı, bugün bize o zamansız döngüyü anlatıyor; doğmanın ve ölmenin, dikmenin ve sökmenin, ağlamanın ve gülmenin o kaçınılmaz nöbetleşmesini. 'Her şeyin bir vakti var,' diyor. Doğanın o sessiz ve inatçı saatinde, insan ömrü de bir yaprağın dalda durduğu zaman kadar kısa, bir nefes kadar geçici. Ve tam bu noktada, o ağır soru düşüyor insanın kalbine: 'Çalışanın emeğinden kendisine kalan kâr nedir?'
Gerçeği dürüstçe konuşalım, çünkü yas kelimelerle örtülemez. Biliyorum ki, o boş odanın sessizliği bazen bir çığlık kadar ağır geliyor. Biliyorum ki, gecenin en derin saatinde zihninizde o sessiz sorular dönüp duruyor. Alan, Thao, biliyorum ki bazen kendinizi suçluyorsunuz; 'Acaba bir şeyi mi kaçırdım, acaba daha fazlasını yapabilirdim?' diye soruyorsunuz. Lütfen bugün o ağır taşı yüreğinizden indirin. İsa, doğuştan kör olan adam için 'Ne bu çocuk günah işledi, ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli vicdan yükünü alıp atmıştı. Bazı acılar, bir insanın kontrol edebileceği, bir dikkatle engelleyebileceği şeyler değildir; ne bir bakımın eksikliğinden ne de gözden kaçan bir detaydan kaynaklanır. Sizler Benjamin'e bir ailenin verebileceği en kusursuz, en derin, en koruyucu sevgiyi verdiniz. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, şimdi o göksel pencerelerden size şefkatle gülümsüyor. Sizler hiçbir şeyi eksik yapmadınız.
Vaiz, zamanın bu amansız çarkını anlatırken, kalbimize koyulan o sonsuzluk özgüsünden de bahseder. Benjamin, işte o sonsuzluğun bu dünyadaki en parlak yansımalarından biriydi. O, sadece matematiğin o soğuk formülleriyle değil, hayata karşı duyduğu o sınırsız merakla doluydu. Hatırlayın; o fifteen yıllık ömründe, havalimanlarının kenarında Boeing 737'lerin gökyüzüne süzülüşünü izlerken kurduğu o küçük hayalleri... Kendi elleriyle kodladığı oyunları, 'Con Chim Airlines' adını verdiği o hayali havayolunu anlatırken yüzünde beliren o masum gülümsemeyi... O, dünyayı bir hapisane değil, Tanrı'nın katında keşfedilmeyi bekleyen devasa bir gökyüzü olarak gördü.
Ve sonra, İncil'de o sessiz ve sarsıcı an gelir. İsa, kalabalıktan uzaklaşıp yalnız başına dua ettikten sonra öğrencilerine döner ve o tarihin en kişisel sorusunu sorar: 'Halk benim kim olduğumu söylüyor?' Çeşitli yanıtlar gelir; kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas der. Ama İsa, soruyu doğrudan onların kalbine saplar: 'Peki ya siz, beni kim olarak biliyorsunuz?' Petrus, o inanç dolu sesle öne atılır: 'Tanrı'nın Mesih'i.'
Ben, hayatı boyunca bu soruya kelimelerle değil, o tertemiz kalbiyle yanıt veren bir çocuktu. Amcası William iki felç geçirdiğinde, o on beş yaşında, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı düşünün... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, ama o niyet, o bir çocuğun karşılıksız, hesapsız, 'benim olan ne varsa senindir' diyen o saf sevgisi... İşte İsa'nın aradığı o 'Mesih'in kalbi', tam da Benjamin'in o anki cömertliğinde parlıyordu. O, dünyadaki her şeyin geçici olduğunu ama sevginin, o kumbaradaki her kuruşun ötesinde, göğe kadar uzanan bir değer taşıdığını biliyordu.
Sevgili Ryan, kardeşim... Sen ağabeyin Benjamin'in o en sadık yoldaşı, o en güzel hatırasısın. Birlikte paylaştığınız o sessiz anları, o evdeki neşeli günleri unutma. Ağabeyinin o gökyüzüne bakan gözleri, o 'denemek her şeydir' diyen inatçı ama nazik ruhu senin içinde yaşıyor. Gökyüzünden geçen her uçak sesinde, bil ki Ben senin hemen yanında. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan gülümsemesini bu dünyada çoğaltmanı istiyor. Sen onun kardeşisin; onun ışığı senden parlayacak. Kardeşlik, ölümün bile kıramayacağı ölümsüz bir bağdır.
Bugün, Süleyman'ın o kadim sözü gibi, her şeyin bir vakti var; ağlamanın da bir vakti var, gülmenin de. Ama Tanrı, gözyaşlarımızı kendi avucunda toplar. Benjamin, şimdi hayalini kurduğu o ebedi uçuşların ötesinde, gerçek göklerde, İsa'nın ve Meryem Ana'nın şefkatli kollarında dinleniyor. Onun adı, Cà Mau'daki o su kuyusuyla, şimdi her gün susayanlara hayat veren bir iyilik pınarı olarak akmaya devam ediyor.
Bugün dışarı çıkarken yanınıza alacağınız şey şu olsun: Tanrı sizin acınızı biliyor, sizi yalnız bırakmıyor. Benjamin'in o neşeli gülümsemesini hatırlayarak, bugün birine karşılıksız bir iyilik yapın. Belki bir gülümseme, belki bir yardım eli... Bir çocuğun sevgisi, dünyada böyle somut bir umuda dönüşür. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerelerden sevgiyle bakmaya devam et. Senin o neşeli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketiyle sarsın ve korusun; yüzünü üzerinize çevirip size huzur versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.