Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizin üzerinde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir havalimanının o devasa, camdan duvarlarının önünde durduğunuzu hayal edin. Dışarıda, pistin gri betonunun üzerinde, devasa Boeing 737 uçakları, motorlarının o ritmik kükremesiyle gökyüzüne doğru süzülüyor. Benjamin, yani Ben, o camın önünde durduğunda, sadece metal yığınlarını görmezdi. O, o karmaşık uçuş rotalarının, bulutların üzerindeki o kusursuz düzenin, kodların ve AWS altyapılarının ardındaki o muazzam, görünmez mimariyi sezebilen bir çocuktu. 'Con Chim Airlines' hayallerini anlatırken, o kıkırdayan, o her zamanki muzip ve tatlı gülümsemesiyle, sanki bu dünyanın ötesindeki o büyük, sınırsız gökyüzünü zaten tanıyormuş gibi bakardı. O anlar, o kadar duru, o kadar saf ki... Zamanın sanki o camın önünde durduğu, sonsuzluğun o meraklı gözlere değdiği anlar.
Bugün, İncil'de İsa bize çok tuhaf, çok sarsıcı bir şey söylüyor. 'Are not five sparrows sold for two small coins? Yet not one of them has escaped the notice of God. Even the hairs of your head have all been counted.' (Beş serçe iki küçük paraya satılmaz mı? Oysa Tanrı bunların birini bile unutmaz. Başınızdaki saçlar bile sayılıdır.) Bir düşünün bunu. İsa, evrenin o devasa düzeninden, o karmaşık uçuş rotalarından, o yıldızların yörüngelerinden değil; bir serçenin düşüşünden, bir insanın başındaki saç tellerinden bahsediyor. İsa, Tanrı'nın sevgisinin 'genel' bir sevgi olmadığını, 'tekil' bir sevgi olduğunu söylüyor. Tanrı, Benjamin'i bir 'istatistik' olarak değil, her bir saç teli sayılmış, her bir merakı, her bir gülümseyişi, her bir 'Con Chim Airlines' hayali O'nun hafızasında mühürlenmiş bir evlat olarak biliyor.
Aziz Pavlus, Efeslilere yazdığı mektupta bunu daha da derinleştiriyor: 'In Christ we were also chosen, destined in accord with the purpose of the One who accomplishes all things according to the intention of his will.' (Mesih'te O'nun iradesinin amacı uyarınca önceden belirlendik.) Benjamin, bu dünyaya tesadüfen gelip geçen biri değildi. O, dünyanın temelleri atılmadan önce tasarlanmış, Tanrı'nın sevgisiyle adını ebediyete yazdığı bir evlattı. Onun on beş yıllık ömrü, eksik ya da yarıda kalmış bir hikâye değil; Tanrı'nın o büyük, kusursuz planının içinde parlayan saf bir ışıktı. O, sadece kodlar yazan, havacılığa hayranlık duyan bir dahi değil, aynı zamanda Tanrı'nın sevgisini bu dünyaya taşıyan bir elçiydi.
Ve bu sevgi, hesap yapan bir sevgi değildi. Hatırlayın, o on beş yaşında, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte İsa'nın bahsettiği o 'Tanrı'nın gözünden kaçmayan' sevginin ta kendisiydi. Ben, henüz on beş yaşındayken, vermenin ve sevilmenin ne demek olduğunu, bazen bir ömür boyu öğrenemediğimiz bir olgunlukla biliyordu.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, o boşluk bazen göğsünüze çöken demirden bir ağırlık gibi. O sessiz gecelerde, zihninizde o acı dolu hatıralar dönüp duruyor. Biliyorum, bazen o haksız suçluluk duygusu, o 'acaba bir şey eksik mi yaptım?' sorusu, zihninize bir gölge gibi düşüyor. Lütfen, bu taşı omuzlarınızdan indirin. İsa, kör doğan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız vicdan yükünü alıp atmıştı. Benjamin'in rahatsızlığı, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun o havacılık tutkusuna, o 'Con Chim Airlines' hayallerine ortak oldunuz, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı. Bazı acılar, insan iradesinin ötesinde, bu düşmüş dünyanın rüzgarlarıdır ve siz o rüzgara karşı evladınızı sevgiyle kalkanladınız. Kendinizi suçlamayı bırakın; Tanrı'nın gözünde sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir. O, seninle roller coaster'a bindiği o rüyalarda olduğu gibi, senin yaşamının her anında seninle beraber.
İsa bugün şöyle diyor: 'Do not be afraid.' (Korkmayın.) Bu, bir emir değil, bir vaattir. Korkmayın, çünkü sizin her saç telinizi sayan bir Tanrı'nız var. Korkmayın, çünkü Benjamin, 'Con Chim Airlines'ın o ebedi uçuşlarında, şimdi Tanrı'nın huzurunda, sizin için de bir yer hazırlıyor. Cà Mau'da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, yalnızca gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben'in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarına hayat veren bir iyilik kaynağı.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı'nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o havalimanının camının önünde duran, o meraklı ve tatlı gülümsemeli Ben'i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı'nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben'in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı'nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.