Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin. Rab’bin lütfu ve barışı hepinizle olsun.
Rabbimiz İsa Mesih, sen yaralarımızı saran şefkatli kurtarıcımızsın. Râhîm olan Rab, bize merhamet et. Ey kaybolanları arayan Çoban, zayıflıklarımızda bize güç verensin. Mesih, bize merhamet et. Gökteki Babamızın huzurunda bize şefkatle aracılık edensin. Râhîm olan Rab, bize merhamet et.
Şöyle bir an hayal edin; hani bazı sabahlar vardır, dünya henüz uyanmamıştır, evin içinde hâlâ o derin, o keskin sessizlik hüküm sürer. Dışarıda sokak lambaları sönmek üzereyken, içeride bir çocuğun odasının önünden geçerken gözünüz ister istemez o boş kapıya takılır. Orada, ne bir ses vardır ne de hareket; sadece ardında bıraktığı o eşyaların dinginliği... Eyüp’ün o derin feryadını okurken, tam da bu sessizliğin ortasında buluruz kendimizi. Job, arkadaşlarına dert yanarken, Tanrı’nın o ulaşılamaz yüceliğinden, dağları yerinden oynatan, yıldızları mühürleyen o kudretinden söz eder. Der ki: 'O, büyük işler yapar, akıl erdirilmez; harikalar yaratır, sayıya gelmez.' Ve sonra o en insanî, o en sarsıcı soru düşer ortaya: 'Yanımda geçip gider de O’nu göremem; beni yakalasa, kim hesap sorabilir?'
İşte bu, insanın Tanrı karşısındaki o aciz kaldığı, kelimelerin boğazda düğümlendiği andır. Alan, Thao, Ryan; biliyorum ki o boş odanın kapısına baktığınızda, ya da gecenin en sessiz saatinde tavanı izlerken, zihninizde hep o aynı soru döner durur. 'Neden?' Soru işareti bir bıçak gibi keser insanı. İncil’de bugün İsa’nın önümüze koyduğu o yolculuk sahnesi tam da bu kopuşu anlatır. Biri gelir, 'Nereye gidersen seni izleyeceğim' der. İsa ise ona tilkilerin inleri, kuşların yuvaları olduğunu ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri olmadığını söyler. Bir başkasına 'Beni izle' der; o ise babasını gömmek için izin ister. Ve İsa, o sert görünen ama gerçeğin ta kendisi olan sözü fısıldar: 'Bırak ölüler ölülerini gömsün; sen git, Tanrı’nın Krallığı’nı duyur.'
Bu sözler ilk başta kulağa ne kadar da ağır, ne kadar da uzaktan gelir, değil mi? Ama durun… Biraz yavaşlayalım. İsa burada sevgisizlikten ya da katılıktan bahsetmiyor. O, kalbin nerede olduğuna bakıyor. Benjamin’in o pırıl pırıl zihnine, o merak dolu dünyasına bir bakın. Ben, sadece kod satırlarıyla uğraşan, bulut bilişim sistemlerini babasıyla konuşan bir dahi değildi; o, hayatın her anını merakla kucaklayan bir çocuktu. Hani o havalimanlarının tel örgülerine yaslanıp gökyüzünde süzülen devasa metal kuşları izlediği anları hatırlayın… O, 'Con Chim Airlines' adını verdiği o hayali havayolundan bahsederken yüzünde beliren o masum, o hafif utangaç tebessümle, aslında hayatın ne kadar geniş, ne kadar keşfedilmeyi bekleyen bir gökyüzü olduğunu fısıldıyordu bize. O, babasının anlattığı o hayali hikâyeleri gerçeğe dönüştüren bir inançla dinlerdi; her sözü kalbine kaydederdi.
Ve gerçeği söylemek gerekirse, yas tutmak bazen tam da budur: Arkada bırakılan o anıların, o elinizi uzattığınızda boş kalan havanın yarattığı o derin sızı… Biliyorum, Alan ve Thao, bazen kendinizi suçluyorsunuz. Zihninizde o eski günleri geriye sarıp 'Acaba bir şeyi kaçırdım mı? Daha fazlasını yapabilir miydim?' diye soruyorsunuz. Lütfen bugün, o ağır taşı yüreğinizden indirin. İsa, doğuştan kör olan adamın hikâyesinde 'Ne bu günah işledi, ne de anne babası' derken, tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli vicdan yükünü alıp atmıştı. Bazı acılar vardır ki, insan iradesinin ötesindedir; ne bir bakımın eksikliğinden ne de gözden kaçan bir detaydan kaynaklanır. Sizler Benjamin’e bir ailenin verebileceği en kusursuz, en derin sevgiyi verdiniz. Siz onun dünyadaki en güvenli limanıydınız; o da bunu çok iyi biliyordu. Tanrı sizi suçlamıyor. Benjamin de sizi suçlamıyor.
Efsaneler ya da büyük kahramanlıklar aramayalım; bazen en büyük sevgi, en sade anlarda gizlidir. Hani ben on beş yaşındayken, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden o en değerli varlığını, bütün birikimini barındıran kumbarasını sunmaya hazırlandığı o anı düşünün… O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı; amcasının sigortası vardı, kumbara hiç açılmadı, kırılmadı. Ama önemli olan o kırılmayan kumbara değil, o çocuğun kalbidir. 'Benim olan ne varsa senindir' diyebilen o saf, o hesapsız cömertlik… İsa bugün İncil’de 'Sabanın sapına elini koyup da geriye bakan kimse Tanrı’nın Krallığı’na elverişli değildir' derken, işte bu teslimiyeti arıyor. Benjamin, o kısa ömründe geriye bakmadan, sevgiyle, merakla, o tertemiz kalbiyle yaşadı. O, şimdi hayalini kurduğu o ebedi uçuşların ötesinde, gerçek göklerde dinleniyor.
Sevgili Ryan… Sen ağabeyin Benjamin’in o en sadık yoldaşı, o güzel anılarının en yakın tanığısın. Birlikte paylaştığınız o roller coaster hayallerini, o sessiz ve neşeli akşamları unutma. Ağabeyinin o gökyüzüne bakan gözleri, o 'denemek her şeydir' diyen inatçı ama nazik ruhu senin içinde yaşıyor. Gökyüzünden geçen her uçak sesinde, bil ki Ben senin hemen yanında, sana gülümserken 'Güçlü ol' diyor. Kardeşlik bağı, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir.
Bugün, Aziz Hieronymus’un o Kutsal Yazılara adanmış bilgeliğini anarken, kelimelerin ötesindeki o ilksel sessizliğe sığınalım. Tanrı, gözyaşlarınızı avucunda saklıyor. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, o büyük okyanusun huzurundasın. Bizim için dua et. Annen için, baban için, kardeşin Ryan için o göksel pencerelerden sevgiyle bakmaya devam et. Senin o neşeli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza şu tek şeyi alın: Gökler kapalı değil, sevgi kaybolmaz ve o çocuk kalbi, bizimle birlikte yürümeye devam eder. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketiyle sarsın, yüzünü üzerinize çevirsin ve size huzur versin. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.