Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab’bin lütfu ve esenliği üzerinizde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir kütüphanenin sessizliğini hayal edin. Öyle bir sessizlik ki, sayfaların arasında kaybolmuş bir zihnin o yoğun, o tutkulu çalışmasını neredeyse duyabilirsiniz. Benjamin’in dünyası, tam da böyle bir merakın, o durmak bilmeyen keşif isteğinin üzerine kuruluydu. O, sadece bir öğrenci değil, bir araştırmacıydı; kodların, AWS altyapılarının ve karmaşık iş mantıklarının içinde, tıpkı bir kaşif gibi yeni yollar arardı. Bugün, Aziz Pavlus’un Efeslilere yazdığı o sarsıcı satırları okurken, gözümün önüne Ben’in o meşhur 3D gözlüklerini taktığı an geliyor. Hatırlarsınız, o 3D gözlüklerin mavi tonları yüzüne yansıdığında, kardeşi Ryan ile birlikte o sanal dünyanın derinliklerine bakarkenki o bakışı... O an, o kadar masum, o kadar odaklanmış bir merak vardı ki. Pavlus, 'Biz O’nun el yapımıyız,' diyor. İşte Ben, o kısa ömründe, Tanrı’nın elinden çıkmış o eşsiz, o pırıl pırıl eseri, en saf haliyle yansıtıyordu.
Fakat bugün, İsa’nın İncil’de çizdiği o tablo, bizim dünyevi kaygılarımızla sert bir şekilde çatışıyor. Bir adam İsa’ya gelip, 'Öğretmenim, kardeşime söyle de mirası benimle paylaşsın' diyor. Bir miras kavgası... İnsanların sahip oldukları şeylerle tanımlandığı, 'daha fazlasına sahip olursam daha güvende olurum' diye inandığı o eski, o yorucu döngü. İsa ise, 'Dikkat edin, her türlü açgözlülükten sakının; çünkü bir insanın bolluğu, sahip olduğu mallarla ölçülmez' diyor. Ve ardından o meşhur parıltılı, o büyük ambarlarını genişleten adamın hikâyesini anlatıyor. 'Bu gece canın senden istenecek,' diyor Tanrı. Ve o soru, tüm zamanların en ağır sorusu: 'Hazırladıkların kime kalacak?'
Bu soruyu bugün, Ben’in yokluğunun dördüncü ayında, o boşluğun tam ortasında dururken sormak zorundayız. 'Hazırladıkların kime kalacak?' Bazen, o büyük acının içinde, kendimizi bir şeyler biriktirirken buluyoruz. Pişmanlıklar biriktiriyoruz, 'acaba şunu yapsaydım' diye başlayan o ağır, o vicdanı kemiren soruları biriktiriyoruz. Sanki o soruları yeterince büyük ambarlarda saklarsak, acının o keskin kenarlarını yumuşatabilirmişiz gibi. Ama İsa bize, bugün, o ambarları yıkmamızı söylüyor. Çünkü hayat, biriktirdiklerimizle değil, Tanrı’nın gözünde ne kadar 'zengin' olduğumuzla ölçülür.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, o boşluk bazen göğsünüze çöken demirden bir ağırlık gibi. O sessiz gecelerde, zihninizde o 'acaba' soruları dönüp duruyor. Lütfen, bu taşı omuzlarınızdan indirin. İsa, kör doğan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız vicdan yükünü alıp atmıştı. Benjamin’in rahatsızlığı, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun o havacılık tutkusuna, o 'Con Chim Airlines' hayallerine ortak oldunuz, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı. Bazı acılar, insan iradesinin ötesinde, bu düşmüş dünyanın rüzgarlarıdır ve siz o rüzgara karşı evladınızı sevgiyle kalkanladınız. Kendinizi suçlamayı bırakın; Tanrı’nın gözünde sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız.
Ben’in o hayatı, o kısa ama dolu dolu on beş yılı, bir mirası nasıl yönettiğimizin en güzel kanıtıydı. Hatırlayın, o on beş yaşındayken, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte İsa’nın bahsettiği o 'Tanrı katında zengin olmanın' ta kendisiydi. Ben, o kumbarayı kırmadı, ama kalbini sonuna kadar açtı. O, dünyevi olanı değil, ebedi olanı, yani sevgiyi biriktirdi.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir. O, seninle roller coaster'a bindiği o rüyalarda olduğu gibi, senin yaşamının her anında seninle beraber.
Bugün anımsadığımız Aziz Jean de Brébeuf ve arkadaşları, hayatlarını Mesih için bir kurban gibi sundular. Onlar, 'hazırladıkları' hiçbir şeyi yanlarına almadılar; sadece Tanrı’nın sevgisini taşıdılar. Benjamin de, kendi küçük dünyasında, o 'Con Chim Airlines' hayalleriyle, o dünyayı keşfetme tutkusuyla, aslında Tanrı’nın o geniş gökyüzünü bizlere tanıttı. O, şimdi o gökyüzünün en yükseklerinde, artık hiçbir acının, hiçbir yorgunluğun olmadığı o ebedi uçuşların huzurunda. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarına hayat veren bir iyilik kaynağı. Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, sadece gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o 3D gözlükleriyle, o çocuksu ama derin merakıyla kameraya bakan Ben’i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. O, sizinledir. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketlesin ve korusun; yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.