Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla. Rab’bin lütfu ve esenliği hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, mutfağınızdaki o eski, belki de biraz tozlanmış bir kavanozu hayal edin. Öyle bir kavanoz ki, içine un koyarsınız, belki bir tutam maya eklersiniz ve sonra beklersiniz. İsa bugün İncil’de Tanrı’nın Egemenliği’ni tam da bu basit, sessiz ve neredeyse görünmez sürece benzetiyor. Bir avuç maya, üç ölçek unun içine karışıyor. Göremezsiniz onu. Oraya gittiğini, hamurun liflerine işlediğini, onu yavaş yavaş değiştirdiğini çıplak gözle izleyemezsiniz. Ama bir süre sonra, o ağır, ölü ve sönük hamur, kendi hacminin iki katına çıkar. İşte Tanrı’nın krallığı böyle işler; gürültüsüz, gösterişsiz, ama durdurulamaz bir yaşam gücüyle.
Benjamin Vo, yani Ben, bu yaşam gücünün dünyamızdaki en zarif yansımalarından biriydi. Onun zihnini düşünün; daha on beş yaşındayken yapay zekanın, bulut bilişimin ve o karmaşık AWS altyapılarının derinliklerinde dolaşan, babasının teknik dehasını bir ayna gibi yansıtan o parlak zihin. Ama Ben’i sadece bir dahi olarak hatırlamak, o hamurun içindeki mayayı görmezden gelmek olur. Ben’in asıl mucizesi, o zekasının yanında taşıdığı, her şeye rağmen gülümseyen, o 'Con Chim Airlines' hayalleriyle kıkırdayan, dünyayı merakla kucaklayan o yumuşak kalbiydi. O, bir bilgisayar kodunun soğuk mantığıyla değil, bir çocuğun sıcak sevgisiyle yaşıyordu.
Aziz Pavlus, Efeslilere yazdığı mektupta, 'Kocalar, eşlerinizi sevin; tıpkı Mesih’in Kilise’yi sevdiği gibi' diyor. Bu, sadece bir eşler arası öğreti değil; bu, Tanrı’nın bizden beklediği o 'kurban edici sevginin' bir portresidir. 'Kendini onun için feda etti,' diyor Pavlus. Benjamin de, o on beş yıllık ömründe, bu sevginin ne demek olduğunu bizlere öğretti. Hatırlayın, amcası William iki felç geçirdiğinde, o küçük, belki de çok sevdiği oyuncaklarını ya da harçlıklarını biriktirdiği kumbarasını, hiç düşünmeden, kimseye sormadan, sadece 'benim olan ne varsa amcamındır' diyerek sunmaya hazırlandığı o anı. O kumbara hiç kırılmadı, o para hiç harcanmadı; ama o niyet, o yürek, Tanrı’nın gözünde bir krallık kadar büyüktü. O, kendi küçük dünyasında, o 'üç ölçek unun' içine sevgisini maya gibi kattı.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, dört ay önce o mutfağınızdaki sessizlik, o hamurun mayalanması gibi değil, sanki her şeyin durduğu bir kış ayazı gibi geldi. Evin içindeki o neşeli seslerin yerini, sadece duvarların yankısı aldı. Zihninizde o bitmek bilmeyen sorular: 'Neden?', 'Acaba bir şeyi daha farklı yapabilir miydim?' Lütfen, bugün o hamurun içindeki gizli maya gibi, Tanrı’nın sizin acınızın içinde sessizce çalıştığını bilin. Sizler, ona dünyadaki en şefkatli yuvayı verdiniz. Sizler, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz, o havalimanı camlarının ardında Boeing uçaklarını izlerken paylaştığınız o neşeli anları, birlikte çıktığınız gezileri ve o 'en komik baba' deyişlerini kalbinizde sakladınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. Sizler, evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan, en sadık anne-babasınız. O omuzlarınızdaki haksız yükü, o gizli vicdan azabını şimdi sunakta bırakın. İsa, 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, sizin omuzlarınızdaki o taşı çoktan kaldırmıştı. Sizler hiçbir şeyi eksik yapmadınız; o sadece, Tanrı’nın bahçesine erken ekilmiş bir tohumdu.
Bazılarınız belki şu an, dünyanın bir ucunda, kimsenin bilmediği bir yerdesiniz. Belki bir hastane koridorunda, belki bir çocuğun başucunda, belki de sadece kendi yalnızlığınızda, 'Benim acım neden geçmiyor?' diye soruyorsunuz. İncil’deki o hardal tohumunu düşünün. Küçük, önemsiz, neredeyse fark edilmez. Ama büyüdüğünde, gökyüzünün kuşları onun dallarında barınır. Sizin acınız, şu an o küçük tohum gibi; ama Tanrı, o acının içinden, başkalarının sığınabileceği bir ağaç yeşertiyor. Ben’in adıyla Cà Mau’da açılan o su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, sadece gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu. Sizin evladınız, artık sadece bir anı değil, yaşayan bir iyilik kaynağı.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en yakın yoldaşıydın. Biliyorum, şimdi yan odanın sessizliği seni hüzünlendiriyor. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde, o meraklı ve neşeli gülümsemesiyle yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini kendi hayatında yaşatmana devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtıdır. O, seninle rüyalarında buluştuğu gibi, hayatının her anında seninle yürümeye devam ediyor. O, seninle uçakları izlerken hissettiği o heyecanı, şimdi Tanrı’nın sofrasında seninle paylaşıyor.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o ebedi göklerde, hayalini kurduğu o sınırsız uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, Tanrı’nın sofrasında sizin için de bir yer hazırlıyor. Evinizin kapısından içeri girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi sizi ebediyen bir arada tutacaktır. Bugün, o gülümsemeyi hatırlayın; o, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. O, sizinledir. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun; yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.