Babanın, Oğulun ve Kutsal Ruh’un adıyla. Amen. Rab bizimledir; O'nun merhameti ve huzuru bugün bu topluluğu sarıp sarmalasın.
Rab, bize merhamet et. Mesih, bize merhamet et. Rab, bize merhamet et.
Bir an için, güneşin yavaşça battığı o saatlerde bir evin penceresinden dışarı bakmayı hayal edin. Akşam serinliği çökerken, içeride masanın üzerine bırakılmış yarım kalmış bir uçak modelinin parçaları, küçük bir not defteri ve orada sessizce duran bir çift spor ayakkabı vardır. Benjamin’in dünyası, işte bu tür somut, dokunulabilir ve hayat dolu detaylarla örülüydü. O, sadece matematiği ya da kodlamayı seven parlak bir zihin değil; her anı, her yeni keşfi bir merakla kucaklayan, babasının o en sevdiği hikayelerini dinlerken gözleri parlayan bir çocuktu. Bugün, Aziz Pavlus’un Efeslilere yazdığı o sıcak mektupta bize seslendiği gibi: 'Birbirinize karşı şefkatli, merhametli olun; Tanrı’nın Mesih’te sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.' Bu çağrı, uzak bir kural değil, tam da o mutfaktaki sessizliğin ortasında yüreğimize dokunan ilahi bir fısıltıdır.
İncil’de ise, sinagogda on sekiz yıldır bükülmüş, başını kaldıramayan o kadını görüyoruz. On sekiz yıl... Yere bakan bir baş, bükülmüş bir omurga, dünyanın sadece tozunu ve taşlarını görebilen bir göz. Kadın kendi başına doğrulamıyordu; yılların yükü omuzlarına bir dağ gibi çökmüştü. İsa onu gördü. Kalabalıktan ayırdı, ona seslendi ve ellerini üzerine koydu. Ve o an, o kadının göğsü ilk kez havayla doldu; başını kaldırdı, gökyüzünü, güneşi ve doğrudan İsa’nın gözlerini gördü. Synagog yöneticisi ise kurallara takılmıştı; günün adına, zamanın adına, şekilsel olanın adına o mucizeye öfkeleniyordu. İsa ona 'İkiyüzlüler!' diye seslendiğinde, aslında bizim kendi içimizdeki o katı, o bağışlamaz ve her şeyi kontrol etmeye çalışan zihnimize sesleniyordu.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, evlat acısının o bükücü ağırlığı, o on sekiz yıllık eğilmişlik gibi bazen omuzlarınıza çökyor. Dört ay... Sanki zaman durmuş, evin içindeki o neşeli sesler yerini derin bir sessizliğe bırakmış gibi. Zihninizde o haksız sorular dönüp duruyor: 'Neden?', 'Acaba bir şeyi gözden kaçırdık mı?' Lütfen, bugün o sinagogda bükülmüş kadına elini uzatan İsa’nın, sizin de omuzlarınıza dokunduğunu hissedin. Benjamin’in o zorlu mücadelesi sizin bir eksikliğiniz ya da hatanız değildi. Sizler ona dünyadaki en şefkatli yuvayı verdiniz; onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz, o havalimanı camlarının ardında Boeing uçaklarını izlerken paylaştığınız o neşeli anları, birlikte çıktığınız gezileri ve o 'en komik baba' deyişlerini kalbinizde sakladınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. Sizler evladını son nefesine kadar kutsal bir sevgiyle sarmalayan anne-babasınız. O omuzlarınızdaki haksız yükü, o gizli vicdan azabını şimdi sunakta bırakın; çünkü Tanrı’nın sevgisinde suçlama yoktur, yalnızca şifa vardır.
Ben’in hayatı, bu şifanın ve karşılıksız sevginin yaşayan bir kanıtıydı. Hatırlayın, o on beş yaşındayken, amcası William iki felç geçirdiğinde, kimseye söylemeden o kumbarasını tamamen sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya belki de hiç ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, 'benim olan ne varsa amcamındır' diyen çocuk yüreği, işte İsa’nın bizden istediği o meyvenin ta kendisiydi. Ben, o kumbarayı kırmadı ama yüreğini sonuna kadar açtı. O, sevginin en saf halini yaşadı. Şimdi Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', çöl gibi yanan topraklara su veriyor. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – gerçekten de yeryüzünde susayanlar için bir pınar oldu.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en yakın yoldaşıydın. Biliyorum, şimdi yan odanın sessizliği seni hüzünlendiriyor. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde, o meraklı ve neşeli gülümsemesiyle yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini kendi hayatında yaşatmana devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtıdır. O, seninle rüyalarında buluştuğu gibi, hayatının her anında seninle yürümeye devam ediyor.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o ebedi göklerde, hayalini kurduğu o sınırsız uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, Tanrı’nın sofrasında sizin için de bir yer hazırlıyor. Evinizin kapısından içeri girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece Tanrı’nın sonsuz ışığıyla parlıyor. Ve o sevgi sizi ebediyen bir arada tutacaktır. Amen.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketiyle sarsın ve huzuruyla doldursun. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla. Amen.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.