Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, güneşli bir öğleden sonrayı, bir parkın yeşil çimenlerine serilmiş bir piknik örtüsünü hayal edin. Etrafta neşe dolu sesler, çocukların kahkahaları ve rüzgârda hafifçe sallanan ağaç yapraklarının hışırtısı var. Benjamin, yani Ben, orada, o parlak kırmızı şapkasıyla oturuyor. Yanında kardeşi Ryan, yanında babası. Elinde bir paket atıştırmalık, zihni muhtemelen bir sonraki teknolojik keşfinde ya da birazdan gökyüzünden geçecek bir Boeing 737’nin rotasındayken, o her zamanki nazik, her zamanki o huzurlu gülümsemesiyle etrafına bakıyor. O an, o kadar sıradan, o kadar duru ki, sanki zaman orada durmuş gibi. İşte o an, insanın kalbine kazınan o 'ebedi an'lardan biridir. Benjamin, o kısa ama dopdolu yaşamında, bu tür anların kıymetini bilen, dünyayı merakla ve hayranlıkla izleyen bir çocuktu. O, sadece zekasıyla değil, o zekayı bir şefkat pınarına dönüştüren yüreğiyle aramızdaydı.
Bugün Galatyalılara yazılan mektupta Aziz Pavlus, bizi şaşırtıcı bir hakikatle yüzleştiriyor: 'Bizler köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız.' Pavlus, bizi eski yasaların, korkuların ve o ağır 'yeterince iyi değilim' duygusunun zincirlerinden kurtarıyor. 'Özgürlük için Mesih bizi özgür kıldı' diyor. Bu özgürlük, sadece bir seçim yapma hakkı değil, Tanrı’nın evlatları olarak O’nun sofrasında oturma hakkıdır. Benjamin, bu özgürlüğü hayatıyla yaşadı. O, sadece kod yazan bir dahi, sadece havacılık tutkunu bir çocuk değildi; o, sevgisini özgürce dağıtan, sınır tanımayan bir ruhtu. Hatırlayın, amcası William iki felç geçirdiğinde, o on beş yaşında, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, amcasının sigortası vardı ve o kumbara hiç kırılmadı, hiç açılmadı. Ama o niyet... O saf, karşılıksız 'benim olan ne varsa senindir' diyen o çocuk yüreği, işte Pavlus’un bahsettiği o 'özgür kadının çocuğu' olmanın ta kendisiydi. Ben, henüz on beş yaşındayken, sevginin bir hesap meselesi değil, bir varoluş biçimi olduğunu biliyordu.
İncil’de bugün, İsa’nın karşısındaki kalabalığın o hırçın, o sürekli 'bir işaret ver' diyen tavrını görüyoruz. İnsan kalbi acı çektiğinde, gökyüzüne bakıp 'bana bir işaret ver, neden bu acı, neden bu sessizlik?' diye haykırmak ne kadar da doğaldır. İsa ise onlara 'Yunus’un işaretinden başka hiçbir işaret verilmeyecek' diyor. Yunus'un işareti, karanlığın içinden geçip yeniden ışığa çıkmanın, ölümün son sözü söylemediğinin işaretidir. İsa, 'Burada Yunus’tan daha büyüğü var' diyor. İşte bu, bizim umudumuzun anahtarıdır. İsa, o büyük acının, o derin boşluğun, o bitmek bilmeyen 'neden' sorularının tam ortasında duruyor. O, sizin acınızı biliyor. O, o boş sandalyenin ağırlığını, o sessiz gecelerin soğukluğunu, o içinizdeki o dinmek bilmeyen özlemi biliyor.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, o boşluk bazen göğsünüze çöken demirden bir ağırlık gibi. Biliyorum, o 23 Temmuz’da babasının gördüğü o rüyadaki gibi, Ben’le birlikte dondurma almak için sırada beklediğiniz o anları, o basit ve güzel günleri özlüyorsunuz. O rüyada, Ben’in hesabı ödediği o an, aslında onun size olan sevgisinin, sizin ona verdiğiniz o güzel yaşamın bir yansımasıydı. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için, sizin o bitmek bilmeyen şefkatinizi tattığı için, o kadar sevgi dolu bir çocuk oldu. Ve lütfen, o haksız suçluluk duygusunu, o 'acaba bir şey eksik mi yaptım?' sorusunu omuzlarınızdan indirin. İsa, kör doğan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız vicdan yükünü alıp atmıştı. Benjamin’in rahatsızlığı, sizin bir eksikliğiniz ya da bir hatanız değildi. Sizler, ona dünyadaki en güvenli, en şefkatli yuvayı sundunuz. Sizler, onun o 'Con Chim Airlines' hayallerine ortak oldunuz, onunla dünyanın dört bir yanını gezdiniz, Lourdes’e, Vatikan’a kadar onunla birlikte adım attınız. Siz hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. O, sizin kollarınızda büyüdüğü için sonsuza dek şanslıydı.
Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşıydın. Biliyorum, o robotics sınıfı, o birlikte hayal ettiğiniz uçaklar şimdi çok sessiz. Ama unutma ki ağabeyin Ben, senin kalbinin en derin köşesinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o meraklı bakışını kendi hayatında yaşatmaya devam etmeni istiyor. Senin sevgin, onun mirasının en canlı kanıtı. Sen, onun dünyadaki en yakın dostuydun ve bu bağ, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir.
Bugün mezmurda diyoruz ki: 'O, düşkünü topraktan kaldırır, yoksulu çöplükten yükseltir.' Tanrı, Ben’i o tozdan, o acıdan, o kısıtlı bedenden yükseltti. O şimdi, hayalini kurduğu o ebedi gökyüzünde, o en yükseklerde. Cà Mau’da onun adıyla açılan o temiz su kuyusu, o 'Giếng Gioan Baotixita', bugün çöl gibi yanan topraklara su veriyor. O, yalnızca gökte bir melek değil, yeryüzünde susayanların duası oldu. Ben’in o orta adı Đại Dương – 'Büyük Okyanus' – şimdi gerçekten de başkalarının hayatını sulayan bir pınar oldu. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarına hayat veren bir iyilik kaynağı.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza sadece şunu alın: Sevgi asla ölmez. Benjamin şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğu o ebedi uçuşların huzurunda, babası için, annesi için, kardeşi için dua ediyor. Başınızı kaldırın; gökler kapalı değil. O, şimdi Tanrı’nın sofrasında, sizin için de bir yer hazırlıyor. Bugün, o parktaki piknikte, o kırmızı şapkasıyla gülümseyen Ben’i hatırlayın; o gülümseme, karanlığın içinden geçen bir ışık gibi sizi her zaman aydınlatacak. Ve unutmayın, ne ölüm ne yaşam ne de acı, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Bugün, evinizin kapısından girerken, o sessizliğin içinde Ben’in varlığını hissedin. O gitmedi; sadece, artık sizin gözlerinizle değil, Tanrı’nın sonsuz sevgisiyle parlıyor. Ve o sevgi, sizi ebediyen bir arada tutacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.