Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un yoldaşlığı hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir çölün ortasında olduğunuzu hayal edin. Güneş tepede, kumlar ayaklarınızın altında kızgın bir ateş gibi yanıyor. Yol uzun, yorgunluk iliklerinize işlemiş ve içinizde o tanıdık, sinsi fısıltı yükseliyor: 'Neden buradayız? Neden bu kadar çok acı çekiyoruz? Neden Tanrı bizi bu ıssızlığa terk etti?' Bugün, Numbers kitabında okuduğumuz o kadim halk, tam da bu soruların pençesindeydi. Sabırları tükenmişti. Şikayet ediyorlardı. Ve o şikayetin ortasında, hayatlarını tehdit eden yılanlarla burun buruna geldiler. İnsan, kendi acısının içinde boğulurken, bazen en yakınındaki kurtuluş yolunu bile göremez hale gelir.
Sevgili Alan, sevgili Thao, sevgili Ryan… Benjamin’in, bizim o nazik, o pırıl pırıl Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden üç ay geçti. Bugün, Haç'ın yüceltildiği bu günde, o bronz yılanın çölde bir direğe asılmasını düşünürken, haçın sadece bir acı simgesi değil, aynı zamanda en derin yaralarımızın şifa bulduğu bir yer olduğunu hatırlıyorum. Biliyorum; o boş sandalyenin ağırlığı, sabahları uyandığınızda o ilk anın sızısı, Ben’in o zeki, o hayat dolu gülüşünün zihninizde bir film şeridi gibi dönmesi… Bu acı, bir çocuğun hayatının ne kadar büyük bir boşluk bıraktığının kanıtıdır. İnsan aklı, bu ayrılığı anlamlandıramaz; 'Neden bu kadar zeki, neden bu kadar parlak bir gelecek, neden bu kadar erken?' diye sorar. Ama İsa bugün Müjde’de diyor ki: 'Musa çölde yılanı nasıl yükselttiyse, İnsanoğlu da öyle yükseltilmelidir.' Çölde o direğe bakmak, bir teslimiyet eylemiydi. Acıya bakmak, ama o acının içinde Tanrı'nın merhametini aramak…
Benjamin’i hatırlayın. O, sadece dördüncü sınıftayken sekizinci sınıf matematik problemlerini çözen, babasının o teknik dünyasını bir fotokopi gibi kavrayan dahi bir zeka değildi. Onun zekası, asla insanı ezen bir kibir taşımazdı. O, her sabah babasına o tatlı seslenişiyle günaydın diyen, babasının uydurma hikayelerini en büyük gerçekmiş gibi dinleyen bir çocuktu. O, havalimanlarında 'airport spotting' ritüelleriyle babasının yanında durup uçakların kalkışını izlerken, içindeki o 'Con Chim Airlines' hayaliyle neşeyle gülen o saf ruhtu. Zekası büyüktü ama kalbi o zekadan da büyüktü. O, bir gün ailesiyle kamp yaparken, elinde tenteleri tutan o çubuklarla, o yeşil fuları ve kararlı gülümsemesiyle kameraya poz veriyordu. O, hayatın her anını bir keşif gibi yaşayan, her zorluğa rağmen 'denemek her şeydir' diyen o inatçı, güzel ruhlu çocuktu.
Gerçeği dürüstçe konuşalım, çünkü acı asla süslü kelimelerle örtülemez. Bazen gecenin o en sessiz saatinde, zihninizde o ağır taşlar dolaşır. 'Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha fazla ne yapabilirdik?' Benjamin’in o zorlu hastalığı karşısında, kendi çabanızı, kendi sevginizi yetersiz mi görüyorsunuz? Lütfen bugün bu taşın altından kalkın. İsa, doğuştan kör olan adam için ne demişti? 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.' Hastalık, sizin bir eksikliğinizin veya kaçırdığınız bir detayın sonucu değildi. Sizler ona bir çocuğun sahip olabileceği en koruyucu, en kusursuz, en derin sevgiyi sundunuz. Sizler onun kanatlarıydınız. Bazı acılar bu dünyada insan kontrolünün tamamen ötesindedir; hiçbir dikkat, hiçbir sevgi, hiçbir tıbbi bilgi o fırtınanın önüne geçemez. Sizler elinizden gelenin fazlasını, bir ailenin verebileceği her şeyi verdiniz. Tanrı, o yaralı kalplerinizi biliyor ve sizi asla suçlamıyor. Benjamin de sizi suçlamıyor; o, şimdi o göksel pencerelerden, hayalini kurduğu o sonsuz mavilikten size minnetle bakıyor. Lütfen kendinizi o suçluluğun yükünden azat edin. Tanrı, sizin o yaralı kalplerinizi biliyor ve sizi suçlamıyor; aksine, sizi şefkatle kucaklıyor.
İsa, 'Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi' diyor. Haç, Tanrı'nın sevgiyle verdiği bir cevaptır. Bu, sizin için çok zor bir söz, biliyorum. Çünkü sizin için 'çöp' değil, bir evlat kaybı var. Ama İsa burada sizi suçlamıyor; tam tersine, sizi o merteğin ağırlığından kurtarmak istiyor. O mertek, bazen 'keşke'lerin ağırlığıdır, 'acabalar'ın yüküdür. İsa diyor ki: 'O'na iman eden yaşasın.' İman etmek, sadece bir inanç beyanı değil, acının içinden geçip Tanrı'nın kucağına düşmektir. Benjamin’in o 'Büyük Okyanus' anlamına gelen orta adı Đại Dương gibi, onun sevgisi de Cà Mau’daki o temiz su kuyusundan akmaya devam ediyor. O, sadece sizin evinizde değil, dünyanın o yoksul köşelerinde, sessizce akan bir nehir gibi yaşıyor. O, amcası William için kumbarasını sunmaya hazır olduğunda, aslında İsa’nın o hesapsız sevgisini yaşamıştı. O, sevgisini hesapsızca sunuyordu. Siz de bugün, o hesapsız sevgiyi bir başkasına gösterin. Birine bir bardak su verin, birine gülümseyin, birinin yükünü hafifletin. Çünkü o küçük iyilikler, Tanrı’nın büyümesini sağladığı o kutsal ipliklerdir.
Sevgili Ryan, kardeşim… Sen ağabeyin Benjamin’in o en yakın yoldaşı, o Disneyland maceralarındaki süper kahraman ortağıydın. O Dubai şapkalarıyla develere bindiğiniz, o otellerde Star Wars ve Cars çantalarınızın üstüne oturup havalimanlarında gülüştüğünüz günler kalbinin en güzel köşesinde duruyor. Ağabeyin şimdi göklerde ama onun o 'denemek her şeydir' diyen o inatçı, güzel ruhu senin içinde yaşıyor. Ne zaman bir uçak sesi duysan, ne zaman gökyüzüne bir Boeing 737 süzülse, bil ki Ben senin hemen yanında. O, senin güçlü olmanı, onun o yarım kalan gülümsemesini bu dünyada çoğaltmanı istiyor. Sen onun kardeşisin; onun ışığı senden parlamaya devam edecek.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, evlerinde kendi sessiz haçlarını taşıyan bütün anneler, babalar, kardeşler… Yalnız değilsiniz. Rab, döktüğünüz her bir damla gözyaşını kendi avucunda topluyor. Benjamin ve Aziz Carlo Acutis, şimdi o göksel tahtın önünde, bu dünyada erken ayrılan tüm çocuklar için ellerini açmış dua ediyorlar. Tanrı güvenilirdir; O, bıraktığı hiçbir emaneti unutmaz. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerelerden sevgiyle bakmaya devam et. Senin o diş telli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun; yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.