Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un birliği hepinizle olsun. Bugün, dualarımızda ve yüreğimizde sevgili Benjamin’i anarken, Rab’bin bizi Kutsal Haç’ın işaretiyle kutsamasını ve esenliğiyle doldurmasını dileyelim.
Rab, merhamet et. Mesih, merhamet et. Rab, merhamet et.
Bir pencerenin önünde beklemek…
Işığın odaya süzülüşünü izlemek, dışarıdaki sokağı, gökyüzünü, bulutları seyretmek ve birinin gelmesini umut etmek… Bugün anısını kutladığımız Azize Monika’nın hayatını düşündüğümüzde, zihnimizde beliren ilk imge muhtemelen bir pencere kenarında gözyaşlarıyla bekleyen o annedir. Monika, oğlu Augustinus’un Tanrı’ya dönmesi, ruhunun o karanlık yollardan kurtulup gerçeğin ışığına kavuşması için tam otuz yıl boyunca o manevi pencerenin önünde bekledi. Uyanık kaldı. Dua etti. Ağladı. Onun hayatı, sevgiyle tutulan upuzun bir nöbetti.
Bugün Kutsal Yazılar da bizi tam olarak bu imgenin önünde durduruyor: Beklemek, izlemek ve uyanık kalmak.
Müjde kitabında Rab İsa Mesih’in o sarsıcı uyarısını duyuyoruz: “Uyanık kalın! Çünkü Rabbinizin geleceği günü bilemezsiniz.” Elçi Pavlus ise Korintlilere yazdığı mektupta, imanlıların halini şu güzel sözlerle tarif ediyor: “Rabbimiz İsa Mesih’in görünmesini beklerken hiçbir ruhsal armağandan yoksun değilsiniz.”
Beklemek ve uyanık kalmak… Bu iki eylem, Hristiyan yaşamının ve insan olmanın en derin gizemini barındırır.
Bugün, takvimlerimiz 13 Haziran 2026’nın üzerinden yaklaşık iki ay geçtiğini gösteriyor. Benjamin Vo’nun, bizim sevgili Ben’imizin, o pırıl pırıl, nazik ve sevgi dolu çocuğun aramızdan ayrılışının üzerinden altmış küsur gün geçti. Alan, Thao, sevgili Ryan… İki ay, dışarıdaki dünya için sadece bir zaman dilimi olabilir. Hayat dışarıda akıp gidiyor, arabalar geçiyor, insanlar aceleyle bir yerlere yetişiyor. Ama sizin evinizde, o boş kalan sandalyenin önünde, zamanın nasıl durduğunu, o yokluğun ne kadar ağır bir sessizliğe dönüştüğünü biliyoruz. Gerçeği dürüstçe söylemek gerekir ki, iki ay geçmiş olması bu acıyı eskitmedi. Aksine, ilk günlerin o uyuşturucu şoku dağıldıkça, yokluğun somut gerçeğiyle her sabah yeniden yüzleşmek, o boşluğa uyanmak daha da zorlaşıyor. İnsan bazen kendini o sessiz pencerenin önünde, gökyüzüne bakıp sessizce ağlarken buluyor. Bu acı gerçektir. Bu özlem derindir. Ve biz bugün burada, bu yaranın büyüklüğünü örtbas etmeye çalışmadan, onunla birlikte, Rab’bin huzurunda duruyoruz.
Fakat bu kederli bekleyişin ortasında, bugün Kutsal Yazıların sunduğu o pencereden içeri sızan ışığa bakmaya davet ediliyoruz.
Aziz Pavlus, Korintliler’e yazarken şunları söylüyor: “Mesih İsa’da size bağışlanan Tanrı lütfundan ötürü sizin için her zaman Tanrıma şükrediyorum.” Pavlus, acılarla ve bölünmelerle dolu bir topluluğa yazıyordu ama söze şükranla başlıyordu. Çünkü o, zorlukların ötesindeki o ilahi zenginliği görebiliyordu. Benjamin’in on beş yıllık o kısa ama son derece yoğun hayatına baktığımızda, bizim de yüreğimizden yükselen ilk duygu, onun varlığı için Tanrı’ya şükretmek olmalıdır.
Benjamin, Tanrı’nın bu dünyaya gönderdiği çok özel bir armağandı. Onun o olağanüstü zekasını, analitik zihnini, bilgisayar kodlarının arasında adeta yeni bir dünya inşa eden o parlak dehasını düşündüğümüzde, Pavlus’un şu sözleri doğrudan onun için yazılmış gibi hissettiriyor: “Mesih’te her bakımdan –her tür söz ve bilgiyle– zenginleştiniz.” Evet, Ben bilgiyle zenginleşmişti. Ama onu asıl özel kılan, bu parlak zekasının ardındaki o son derece nazik, yumuşak ve sevgi dolu yüreğiydi.
Onun hayatından, o güzel ruhundan süzülen çok özel bir anıyı hatırlayalım. Benjamin henüz on iki yaşındayken, babası Alan’ın kırkıncı yaş gününde, beklenmedik bir şekilde gözyaşlarına boğulmuştu. Neden ağlıyordu bu küçük çocuk? Çünkü babasını o kadar çok seviyordu ki, onun yaşlandığını düşünmek, bir gün onu kaybetme ihtimali, o küçük yüreğine ağır gelmişti. Zamanından önce gelen bu sevgi dolu endişe, bu derin empati, Benjamin’in ruhunun ne kadar hassas, ne kadar sevgi dolu olduğunun en büyük kanıtıydı. O, sadece anı yaşayan sıradan bir çocuk değildi; sevdiklerinin varlığını, o bağın kutsallığını en derinden hisseden, adeta gelecekteki ayrılıkların sızısını bile o günden sezen bilge bir ruha sahipti. O gün döktüğü o gözyaşları, aslında babasına olan o sarsılmaz, o derin bağlılığın en saf ifadesiydi.
İşte bu, “uyanık kalmak”tır. Uyanık kalmak, sadece gözlerini açık tutmak demek değildir. Uyanık kalmak, kalbini açık tutmaktır. Sevdiklerinin değerini bilmek, onlara sarılmak, o sevginin bir gün ebediyete taşınacağını hissederek yaşamaktır. Benjamin, o on iki yaşındaki haliyle, o doğum günü masasında uyanık bir kalple oturuyordu. Babasına olan sevgisini, o derin bağı hissettirerek uyanık kalmıştı.
Müjde’de İsa, “Efendinin, uşaklarına vaktinde yiyecek vermek için üzerlerine atadığı güvenilir ve bilge köle kimdir?” diye soruyor. Ve ekliyor: “Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu!”
Benjamin, kendi ailesinin içinde, o küçücük yaşında bilge ve güvenilir bir hizmetkar gibiydi. O, ailesine neşe verdi, saygı gösterdi, zekasıyla gurur kaynağı oldu, o yumuşak gülümsemesiyle evdeki sevgi sofrasını her gün besledi. O, her zaman işinin başındaydı; sevginin, saygının ve dürüstlüğün başındaydı.
Ancak, bir evladın bu kadar erken, bu kadar beklenmedik bir şekilde aramızdan ayrılması, İsa’nın Müjde’de bahsettiği o “hırsızın gece gelişi” gibi hissettiriyor. Ölüm, adeta evimize gizlice giren ve en değerli hazinemizi, bizim biricik Benjamin’imizi çalıp götüren bir hırsız gibi görünüyor. İnsan sormadan edemiyor: “Eğer uyanık kalsaydık, eğer daha fazla nöbet tutsaydık, bu evin soyulmasını engelleyebilir miydik?”
İşte bu soru, yas tutan anne babaların yüreğine çöken o en ağır, o en karanlık taştır: Kendini suçlama.
Sevgili Alan, sevgili Thao… Gecenin en sessiz anında, o boş odanın kapısında dururken içinizden geçen o fısıltıları biliyorum. “Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha iyi bir doktor bulabilir miydik? Acaba o gün başka bir şey yapsaydık sonuç farklı olur muydu?” Bu sorular, sevgi dolu her anne babanın yüreğini kemiren haksız bir suçluluk duygusunun fısıltılarıdır.
Bugün, bu kutsal ambonun önünde, İsa’nın o şefkatli sesiyle bu ağır taşı yüreğinizden kaldırmak istiyorum. İsa ve öğrencileri yolda yürürken doğuştan kör bir adamla karşılaştıklarında, öğrenciler o dönemin yaygın inancıyla sordular: “Rabbimiz, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa anne babası mı?” İsa’nın cevabı çok net ve sarsıcıydı: “Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.”
Sevgili Alan, sevgili Thao, bu olanlarda sizin en ufak bir hatanız, en ufak bir eksikliğiniz yoktu. Hastalıklar ve ölüm bu dünyanın kırılmışlığından gelir, asla bir ceza değildir. Tanrı hastalık göndermez. Sizin sevginiz, uyanıklığınız, gösterdiğiniz özen mükemmeldi. Siz Benjamin’e bu dünyada bir çocuğun yaşayabileceği en güzel, en sevgi dolu hayatı sundunuz. Onunla dünyayı gezdiniz, onun o dehasını desteklediniz, onunla her anı paylaştınız. Kendinizi suçlamayı bırakın. Benjamin, o rüyasındaki gibi, size hiçbir kırgınlık beslemeden, o kocaman sevgisiyle bakıyor. O, sizin ne kadar harika bir anne ve baba olduğunuzu bilerek gitti. Şimdi o suçluluk yükünü Mesih’in ayaklarının dibine bırakın ve özgürce, sadece sevgiyle yas tutun.
Benjamin, o rüyasında babasına ne demişti hatırlayalım: “Không sao đâu, con sẽ dõi theo ba mẹ.” (Sorun değil, ben anne babamı izleyeceğim, onlara göz kulak olacağım.)
İşte o pencere yeniden açılıyor. Ama bu kez, bekleyen sadece biz değiliz. Bu kez, o göksel pencerenin önünde durup bizi izleyen, bize göz kulak olan Benjamin’dir. O, şimdi o ebedi gökyüzünde, hayalini kurduğu o sınırsız maviliklerde, meleklerle birlikte süzülüyor. O, artık nefes darlığı çekmiyor, o artık yorulmuyor. O, genç yaşta göçen o diğer parlak ruhla, Aziz Carlo Acutis ile birlikte, Göklerin o ebedi ziyafet sofrasında oturuyor. Ve oradan, o sevgi dolu pencereden, aşağıya, size bakıyor. “Ben iyiyim” diyor, “Siz de iyi olun.”
Sevgili Ryan, ağabeyinin o pes etmeyen, “denemek her şeydir” diyen azimli ruhu senin en büyük mirasındır. O, badminton kortunda, bilgisayarın başında nasıl her şeyini ortaya koyduysa, sen de şimdi hayat sahnesinde onun için, kendin için ve ailen için o azimle yürümelisin. Ağabeyin seninle gurur duyuyor. Ne zaman gökyüzüne baksan, ne zaman zor bir durumla karşılaşsan, bil ki Ben o göksel pencereden sana bakıyor ve “Devam et Ryan, ben seninleyim” diyor. Sen ailesinin tesellisisin, onun yarım kalan gülüşünü bu dünyada tamamlayacak olan sensin.
Benjamin’in o merhametli yüreği, bugün sadece anılarda yaşamıyor. Onun adına Cà Mau’da açılan o temiz su kuyusu, “Giếng Gioan Baotixita”, onun bu dünyada bıraktığı o hayat veren izlerin somut bir işaretidir. Bir çocuk bu dünyadan bedenen ayrılır, ama onun sevgisi bir pınardan akan temiz su gibi susuz yüreklere hayat vermeye devam eder. Bu sessiz merhamet, bu gizli iyilik, Benjamin’in adını yeryüzünde ebedileştiriyor.
Bugün bu duaya dünyanın dört bir yanından katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan, acı çeken tüm aileler, tüm çocuklar… Sizler de yalnız değilsiniz. Rab sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını görüyor. Benjamin ve Aziz Carlo, göksel tahtın önünde, sizler için, bu dünyadaki tüm hastalıkların şifa bulması için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir.
Aziz Pavlus’un bugünkü okumada söylediği o son sözü kalbimize yazalım: “Sizleri Oğlu Rabbimiz İsa Mesih’le paydaşlığa çağıran Tanrı güvenilirdir.”
Evet, Tanrı güvenilirdir. O, bizi yarı yolda bırakmaz. Benjamin’i O’na emanet ettik ve Tanrı emanetine sadıktır.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün evinize döndüğünüzde, bir pencerenin önünde durun. Dışarıya, gökyüzüne bakın. Ve o pencereden süzülen ışıkta, Benjamin’in o tatlı, o braces’lı (diş telli) gülümsemesini hatırlayın. Kendinize şu sözü verin: “Bugün uyanık kalacağım. Kalbimi sevmeye, affetmeye ve umut etmeye açık tutacağım.” Bugün birine, tıpkı Ben’in babasına duyduğu o derin empati gibi, karşılıksız bir sevgi gösterin. Birinin yükünü hafifletin.
Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın o sonsuz, berrak okyanusunun kıyısındasın. Bizim için dua et. Anne ve baban için, sevgili kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et.
Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Seni asla unutmayacağız.
Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.