Sevgili kardeşlerim, Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un dostluğu sizlerle olsun. Haç işaretiyle bu duaya başlayalım: Baba'nın, Oğul'un ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
Ey Rab, merhamet et bize.
Sevgili kardeşlerim,
Bugünkü ilk okuma, Hezekiel Peygamber aracılığıyla bize ulaşan, yüreklerimizi derinden sarsan bir tabloyla başlıyor. Çobanlardan bahsediyor… Ama ne yazık ki, kendi çıkarlarını düşünen, kendi karınlarını doyuran, kendi yünlerini giyen çobanlardan. Kutsal Yazı şöyle diyor: “Koyunları otlatması gereken çobanlar değil miydi? Ama siz kendinizi otlattınız.” Bu sözler, sorumluluklarını unutan, koruması gerekenleri ihmal eden herkes için bir uyarı niteliğinde. Kendi besinlerini, kendi rahatlarını düşünen çobanlar… Ve sonuç ne oluyor? Koyunlar dağılıyor… Dağılıyorlar, çünkü zayıflayanlar güçlendirilmemiş, hastalar iyileştirilmemiş, yaralılar sarılmamış, yolunu şaşıranlar geri getirilmemiş, kaybolanlar aranmamış. Onlara sert ve acımasızca hükmedilmiş. İşte bu yüzden, çobansız kalan koyunlar, yabanıl hayvanlara yem olmuşlar. Dağılmışlar, dağlarda, tepelerde, yeryüzünün dört bir yanında… Kimse onlara bakmamış, kimse onları aramamış.
Bu tablo, ne kadar da tanıdık geliyor bazen hayatımızda, değil mi?
Hepimiz zaman zaman kendimizi o dağılmış koyunlar gibi hissederiz. Yüreğimizde bir boşluk, bir çaresizlik… Sanki bir fırtınanın ortasında kalmışız da, tutunacak bir dalımız yokmuş gibi. Bir kayıp yaşadığımızda, bir acının pençesinde kıvrandığımızda, hayatın düzeni altüst olduğunda… Nereye gideceğimizi bilemeyiz. Yüreğimizdeki o derin sızı, o tarifsiz özlem, bizi bazen öyle bir yere savurur ki, sanki kimse bizi anlamıyor, kimse bizi aramıyor gibi gelir. O anlarda, sanki bir çobansız kalmışızdır, kendi başımıza, kırılgan ve savunmasız…
Sevgili Alan, sevgili Thao, canım Ryan… Biliyorum, Ben’in yokluğu, yüreğinizde böyle bir boşluk, böyle bir dağılmışlık hissi yaratmış olabilir. Dokuz hafta geçti aramızdan ayrılalı. Her gün, her an, onun eksikliği bir yara gibi taze kalıyor. O, bu dünyada bir çobanın şefkatine ihtiyaç duyan bir kuzu gibiydi, ama aynı zamanda kendi içinde de o çobanın yüreğini taşıyordu. Benjamin… o pırıl pırıl zekasının yanında, hepimizin bildiği gibi, öyle nazik bir yüreğe sahipti. Başkalarına karşı derin bir empati taşırdı. Henüz on iki yaşındayken, babasını kaybetme korkusuyla gözyaşı dökmesi, onun ne kadar hassas ve şefkatli bir ruha sahip olduğunun sessiz bir kanıtıydı. O, başkalarının acısını hisseden, zayıf olanı anlayan, incinmişe karşı merhamet duyan bir çocuktu. Tıpkı iyi bir çobanın koyunlarına karşı duyduğu şefkat gibi.
Ama bakın, Hezekiel’deki bu karanlık tablonun ardından, bir umut ışığı beliriyor. Rab Tanrı, kendi sesini yükseltiyor. Kendi koyunlarını ihmal eden kötü çobanlara karşı geliyor. Ve en önemlisi, şunu ilan ediyor: “İşte ben, ben kendim koyunlarımın ardına düşecek, onları arayıp bulacağım.” Ne kadar güçlü, ne kadar teselli edici bir söz… İnsan çobanlar başarısız olsa da, Tanrı bizzat kendisi devreye giriyor. O, bizim asıl Çobanımızdır. O, dağılmış olanı toplayacak, kaybolanı bulacak, yaralıyı saracak, zayıfı güçlendirecek olandır. O, “koyunlarım artık onların ağızlarına yem olmasın diye” onları kurtaracak olandır.
Ve bu sözler, bugünkü Mezmur’da yankılanıyor, yüreğimize balm sürer gibi: “Rab benim çobanımdır, eksiğim olmaz.” Bu, sadece bir temenni değil, bir güvence. Bir iman bildirisi. Eğer Rab sizin çobanınızsa, o zaman gerçekten de hiçbir eksiğiniz olmaz. O, bizi yemyeşil çayırlara yatırır, sakin suların başına götürür, canımızı tazeler. Adı uğruna bizi doğru yollarda yürütür. Bu, hayatın zorlukları, acıları, kayıpları olmadığı anlamına gelmez. Hayır. Mezmur, o gerçeği de dile getirir: “Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile, kötülükten korkmam. Çünkü sen yanımdasın. Çomağın ve değneğin beni rahatlatır.”
Sevgili kardeşlerim, bu karanlık vadi… Hepimiz oradan geçiyoruz, ya da geçmek zorundayız. Kaybın, kederin, çaresizliğin vadisi. Ben’in yokluğunun getirdiği o derin boşluk… İşte o vadide, Kutsal Yazı bize şunu fısıldıyor: “Kötülükten korkmam. Çünkü sen yanımdasın.” Çobanımız yanımızda. O’nun çomağı ve değneği… Bunlar sadece birer araç değil. Onlar, bizi koruyan, bize yol gösteren, tehlikelerden uzak tutan, düştüğümüzde bizi kaldıran, bizi teselli eden ilahi bir varlığın sembolleri. Bizi rahatlatan, bize cesaret veren O’nun varlığıdır.
Bu Çoban, aynı zamanda bugünkü Müjde’de bize İsa’nın anlattığı bağ sahibi gibidir. Bağ sahibi, sabahın erken saatlerinde işçileri bağında çalışmaya çağırdı. Günlük bir dinar ücret karşılığında anlaştılar. Sonra dokuzda, öğlen on ikide, öğleden sonra üçte ve hatta akşam beşte başka işçiler çağırdı. Ve hepsine, günün sonunda, aynı ücreti verdi: bir dinar. Sabahın erken saatlerinden beri sıcağın altında çalışanlar, son gelenlerin de kendileriyle aynı ücreti aldığını görünce homurdanmaya başladılar. “Bunlar bir saat çalıştı, sen onları günün yükünü ve sıcağını çeken bizlerle bir tuttun!” dediler.
Bağ sahibi onlardan birine şöyle yanıt verdi: “Dostum, sana haksızlık etmiyorum. Benimle bir dinar karşılığında anlaşmadın mı? Al paranı git. Ben sonuncuya da sana verdiğim kadar vermek istiyorum. Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa ben cömert davrandığım için mi beni kıskanıyorsun?”
Bu parabol, Tanrı’nın cömertliğini, O’nun biz insanlardan çok farklı bir adalet anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Bizim adaletimiz, genellikle “hak edilen”e dayanır: ne kadar çalıştıysan, o kadar alırsın. Ne kadar uzun yaşadıysan, o kadar çok şey deneyimlersin. Ama Tanrı’nın cömertliği, bizim hesaplarımızın ötesindedir. O’nun sevgisi, O’nun lütfu, bir saat çalışanla bütün gün çalışan arasında ayrım yapmaz. O’nun gözünde, her birimize aynı sonsuz değeri verir.
Benjamin’in hayatı… Kısaydı, biliyorum. Bizim insan ölçülerimize göre “bir saat çalışan” gibi görünebilir. Ama Rab’bin gözünde, O’nun cömertliğiyle bakıldığında, Benjamin’in hayatı da tıpkı uzun bir ömür süren birinin hayatı kadar doluydu O’nun lütfuyla, O’nun sevgisiyle. O, Rab’bin bağında kısa bir süre çalışmış gibi görünse de, Rab ona tam bir dinar, yani O’nun sonsuz sevgisini ve Cennet’i bahşetti. Çünkü Rab’bin sevgisi, zamanla ölçülmez. O’nun cömertliği, bizim beklentilerimizin ötesindedir. O, “sonuncuyu ilk, ilki de sonuncu” yapma özgürlüğüne sahiptir, çünkü O’nun sevgisi, bizim dar dünyevi adalet anlayışımıza sığmaz.
Sevgili Alan, sevgili Thao, canım Ryan… Yüreğinizdeki acıyı, o “neden bu kadar kısa?” sorusunu anlıyorum. Ama bugün Rab bize şunu fısıldıyor: O’nun sevgisi ve lütfu, Benjamin’in hayatının her anına doluydu. O’nun cömertliği, Benjamin’e tam bir yaşam, tam bir sevgi, tam bir huzur verdi. Şimdi o, Rab’bin evinde, o yemyeşil çayırlarda, sakin suların başında dinleniyor. O’nun çomağı ve değneği, Benjamin’i sonsuzluğa taşıdı ve şimdi de sizi, bu karanlık vadiden geçişinizde rahatlatıyor.
Hayat bazen bizi dağılmış koyunlar gibi hissettirse de, unutmayın ki Rab sizin Çobanınızdır. O, sizi arıyor, sizi buluyor, sizi sarıp sarmalıyor. O’nun sofrası her zaman sizin için serilmiş, O’nun bereketi, tıpkı Mezmur’da dendiği gibi, “kadehinizi taşırcasına” doludur. Ve O’nun iyiliği ve sevgisi, hayatınızın bütün günlerinde sizi takip edecek. Benjamin’in nazik yüreği, başkalarına karşı duyduğu empati, şimdi de Rab’bin sevgisiyle birleşerek, bu dünyada iyilik tohumları ekmeye devam ediyor. Onun adına açılan bir pınar gibi, sevgisi başkalarına hayat veren su olmaya devam ediyor… Bu, Rab’bin cömertliğinin bir yansımasıdır, ki O, sevgisini ve iyiliğini bizim aracılığımızla da sürdürür.
Bugün uzaktan bizlere katılan tüm kardeşlerim, özellikle de acı çeken diğer çocuklar ve ağır bir haç taşıyan her aile… Sizler de o dağılmış koyunlar gibi hissettiğinizde, Rab’bin sesine kulak verin: “Ben kendim koyunlarımın ardına düşecek, onları arayıp bulacağım.” O sizi görüyor, O sizin adınızı biliyor, O sizin her gözyaşınızı sayıyor. O’nun çomağı ve değneği, sizi bu zorlu yolculukta koruyacak ve rahatlatacaktır. O’nun cömertliği, sizin de hayatınızı dolduracak, size umut ve güç verecektir. Hiçbir zaman yalnız değilsiniz.
Bugün yanınızda taşıyacağınız şey şu olsun: Rab sizin Çobanınızdır. O’nun çomağı ve değneği, sizi rahatlatır. Ve O’nun cömertliği, sizin hak ettiğinizin çok ötesindedir. O’na güvenin, O’nun sizi taşıyacağına inanın. O’nun sevgisi, her şeyden daha güçlüdür.
Rab’bin huzurunda, O’nun merhametine sığınarak yaşamaya devam edelim. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi korusun ve kutsasın. Yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Baba'nın, Oğul'un ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.