Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Bugün, Rab'bin bize göklerin kapılarını açan sevgisini kutlamak ve sevgili Benjamin'i dualarımızla anmak için bir aradayız.
Rab, bize merhamet et; çünkü Sana karşı günah işledik. Mesih, bize merhamet et; çünkü kurtuluşumuz Sensin. Rab, bize merhamet et; çünkü Sen sonsuz yaşamın kaynağısın.
Elinizde tuttuğunuz bir anahtarı düşünün. Soğuk metali, parmaklarınızın arasındaki ağırlığı… Bir anahtar, sadece bir nesne değildir; o bir yetkidir, bir güvendir, bir kapının ardındaki dünyaya duyulan bir aidiyettir. Anahtarınız varsa, içeri girebilirsiniz. Anahtarınız varsa, koruyabilirsiniz. Anahtarınız varsa, özgür bırakabilirsiniz.
Bugün Kutsal Yazılar bizi bu güçlü imgeyle, ‘anahtar’ imgesiyle karşılıyor. Yeşaya Peygamber’in kitabında, Rab’bin Eliyakim’e Davut’un evinin anahtarını verdiğini duyuyoruz: ‘O açınca kimse kapatamayacak, o kapatınca kimse açamayacak.’ Müjde’de ise İsa, Petrus’a aynı yetkiyi veriyor: ‘Sana Göklerin Egemenliği’nin anahtarlarını vereceğim.’
Bu anahtarlar sadece kapıları açmak için değildir; onlar bir güven ilişkisinin mührüdür. Birine anahtarınızı verdiğinizde, ona kalbinizi, evinizi, her şeyinizi emanet etmiş olursunuz. Ve bugün, Benjamin Vo’yu Rab’bin kollarına emanet edişimizin üzerinden yaklaşık iki ay geçmişken, bu anahtar imgesi yüreğimizde derin bir sızıyla ama aynı zamanda büyük bir umutla yankılanıyor.
Önce gerçeği söyleyelim… İki ay oldu. 13 Haziran’dan bu yana geçen bu altmış küsur gün, bir ömür gibi uzun ve bir nefes kadar kısa gelmiş olabilir. Evdeki sessizlik, Ben’in o zeki sorularının eksikliği, teknolojiye olan tutkusuyla odasından gelen o hafif klavye seslerinin suskunluğu… Bunlar ağır yükler. Bazen bir kapının kapandığını ve anahtarın kaybolduğunu hissederiz. Ölümün o soğuk kapısı kapandığında, sanki bir daha hiçbir şey açılmayacakmış gibi bir karanlık çöker üzerimize. Alan, Thao, sevgili Ryan… Bu boşluğu, bu ‘kapalı kapı’ hissini en derinden siz yaşıyorsunuz. Bir sabah uyanıp onun gülümsemesini görememek, bir anahtarın kilidinde dönmemesi gibi bir tıkanıklık hissi verir insana.
Ama bugün İncil bize başka bir şey fısıldıyor. İsa, Petrus’a anahtarları verirken, ‘ölüm diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek’ diyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, sevginin olduğu yerde hiçbir kapının sonsuza dek kapalı kalamayacağı demektir. Mesih, ölümü yenerek o kapıyı içeriden açmıştır. Benjamin, o kapıdan geçtiğinde, aslında bir bitişe değil, bir başlangıca, gerçek ‘Göklerin Egemenliği’ne adım atmıştır.
Benjamin’in hayatına baktığımda, onun daha bu dünyadayken pek çok kapıyı açan ‘anahtarlara’ sahip olduğunu görüyorum. Onun anahtarı, o parlak ve meraklı zekasıydı. On dört yaşında bir çocuğun, babasının uzmanlaştığı karmaşık bulut altyapılarına, yapay zekaya, DevOps dünyasına dalması… Bu, sadece bir hobi değildi. Bu, dünyayı anlama, evrenin sırlarını çözme arzusuydu. Ben, bir Boeing 737’nin gökyüzünde nasıl süzüldüğünü merak ederken, aslında Tanrı’nın yarattığı o muazzam düzenin anahtarlarını arıyordu.
Onun o meşhur ‘Con Chim Airlines’ hayali… Hatırlıyor musunuz? Bu ismi her söylediğinde kıkırdayan, gözleri parlayan o çocuk… ‘Kuş Havayolları’. Bu sadece bir çocukluk oyunu değildi. Bu, Benjamin’in ruhunun özgürlüğe, yükseklere, gökyüzüne olan tutkusuydu. O, yerçekimine bağlı kalmak istemiyordu; o, kanat açmak, bulutların ötesine geçmek istiyordu. Bugün, Benjamin’in o hayalindeki havayolunun artık göklerde, meleklerin eşliğinde gerçek olduğunu düşünebiliriz. O artık sınırlara, hastalıklara, yorgunluklara bağlı değil. O, göklerin anahtarına sahip olan Rab’bin yanında, en sevdiği uçakların bile ulaşamayacağı bir yükseklikte, huzur içinde süzülüyor.
Aziz Pavlus’un Romalılara mektubunda haykırdığı o sözlere bakın: ‘Tanrı’nın zenginliği ne kadar derin, bilgeliği ve bilgisi ne kadar büyüktür! O’nun yargıları ne kadar anlaşılmaz, yolları ne kadar akıl ermezdir!’ Evet, bazen Tanrı’nın neden bu kadar erken ‘anahtarı çevirdiğini’ anlamıyoruz. Neden Benjamin gibi pırıl pırıl bir zekanın, o kadar erken bu dünyadan ayrıldığını sorguluyoruz. Pavlus bize dürüstçe söylüyor: ‘Rab’bin düşüncesini kim bildi?’
Burada durup, bir yaraya dokunmak istiyorum. Bazen bir kayıp yaşadığımızda, özellikle bir evladı, bir kardeşi kaybettiğimizde, içimizde gizli bir suçluluk anahtarı döner. ‘Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha fazla ne yapabilirdik? Neden o?’ diye sorarız kendimize. Sevgili anne ve babalar, Alan ve Thao, şunu iyi bilin ki: Tanrı’nın yolları bizim yollarımız değildir ve bu olanlarda sizin hiçbir hatanız, hiçbir eksikliğiniz yok. İsa, doğuştan kör olan adam için sorulduğunda ne demişti? ‘Ne kendisi günah işledi, ne de annesi babası.’ Bazı acılar, bu dünyanın kırılmışlığından gelir, ama Tanrı’nın cezası değildir. Siz Benjamin’e verebileceğiniz en büyük anahtarı verdiniz: Sevgi dolu bir yuva, dünya turuyla açılan geniş ufuklar ve sarsılmaz bir inanç. Siz görevinizi mükemmel bir sadakatle yaptınız. Şimdi o ağır suçluluk taşını yüreğinizden bırakın; Benjamin sizi suçlamıyor, aksine o rüyasındaki gibi size gülümsüyor ve ‘Ben iyiyim, her testi geçtim, artık normal nefes alabiliyorum’ diyor.
Benjamin’in o meşhur kumbarası… Amcası William felç geçirdiğinde, hiç düşünmeden tüm birikimini teklif eden o çocuk… O kumbarayı hiç kırmadı, parayı hiç harcamadı belki ama o ‘teklif’, cennetin kapısını açan asıl anahtardı. İsa’nın bugün Petrus’a sorduğu soruya Ben, hayatıyla cevap vermişti: ‘Senin için ben kimim?’ Ben’in hayatı bu soruya şöyle cevap veriyordu: ‘Sen, benim her şeyimi paylaşmak istediğim, merhametini taklit etmek istediğim Yaşayan Tanrı’nın Oğlusun.’
Sevgili Ryan, ağabeyin senin için her zaman bir koruyucu, bir rehber oldu. O şimdi senin adımlarına göklerden yön veriyor. O’nun o pes etmeyen, ‘denemek her şeydir’ diyen sporcu ruhu senin içinde yaşamaya devam etsin. Ne zaman bir uçak görsen, ne zaman bir matematik problemi çözsen, bil ki Ben seninle gurur duyuyor.
Bugün bu duaya katılan herkes, özellikle evlat acısı çeken, ağır hastalıklarla boğuşan aileler… Tanrı sizi görüyor. O, anahtarları elinde tutan ve sizi asla dışarıda bırakmayacak olan Babanızdır. Benjamin, şimdi Aziz Carlo Acutis ile birlikte, o ebedi ziyafet sofrasında oturuyor. Onlar, teknoloji çağının azizleri olarak, bu dünyanın acılarına şifa bulunması için Rab’be yakarıyorlar.
Bu homiliden çıkarken yanınızda şu küçük şeyi taşımanızı istiyorum: Cebinizdeki anahtarlara her dokunduğunuzda, Benjamin’in o nazik gülümsemesini hatırlayın. Ve kendinize şunu söyleyin: ‘Sevgi, her kapıyı açan tek anahtardır.’ Bugün birine nazik bir söz söyleyin, birine karşılıksız bir iyilik yapın, tıpkı Ben’in amcasına yaptığı o içten teklif gibi. Benjamin’in anısını yaşatmak, onun yarım kalan hayallerini bizim sevgimizle tamamlamaktır.
Ya Rab, Benjamin’i ebedi ışığında uyut. Ailesine o ‘anlaşılmaz bilgeliğinle’ teselli ver. Ve hepimize, bir gün o büyük kapıda birbirimize kavuşacağımız umudunu bağışla.
Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun; O’nun yüzü üzerinizde parlasın ve size huzur versin. Benjamin’in anısı ve Tanrı’nın tesellisi daima sizinle olsun. Git deyin, Rab’bin barışıyla.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.