Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına. Amin. Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un yoldaşlığı hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, elinizde çok eski, titizlikle işlenmiş bir el sanatını, belki de bir saatin içindeki o küçücük, birbirine kenetlenmiş dişlileri hayal edin. Her biri kendi yerinde durduğunda zaman akar, yaşam bir ritim kazanır. Ancak içlerinden biri, o en küçük dişli bile yerinden çıksa veya dursa, tüm mekanizma sarsılır. Bugün Aziz Pavlus, Korintliler’e yazdığı mektupta, topluluğun içindeki o 'eski mayadan', yani bozulan, ciddiyetini yitiren o düzenden bahsediyor. Ve sonra, İsa’nın bugün Müjde’de, Şabat günü o kurumuş elli adamın önünde durduğunu görüyoruz. İsa, o adamın eline bakıyor; o elin işlevsizliğine, o elin tutamamasına, o elin sessiz acısına... Ve İsa, o eli geri istiyor. 'Elini uzat,' diyor.
Sevgili Alan, sevgili Thao, sevgili Ryan… Benjamin’in, bizim biricik Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden iki ay geçti. Bugün, o kurumuş elin hikayesini, Benjamin’in o hayat dolu, her şeye uzanan, her şeyi keşfeden elleriyle yan yana getirmek istiyorum. Biliyorum; o boş sandalyenin ağırlığı, sabahları uyandığınızda o ilk anın sızısı, Ben’in o zeki, o hayat dolu gülüşünün zihninizde bir film şeridi gibi dönmesi… Bu acı, bir çocuğun hayatının ne kadar büyük bir boşluk bıraktığının kanıtıdır. İnsan aklı, bu ayrılığı anlamlandıramaz; 'Neden bu kadar zeki, neden bu kadar parlak bir gelecek, neden bu kadar erken?' diye sorar. Ama İsa’nın bugün o adamın elini iyileştirmesi, aslında bizim o 'neden' sorularımızın ötesindeki bir gerçeğe parmak basıyor: Tanrı, kırılanı onarmak için oradadır. İsa, sadece bir eli iyileştirmiyor, o adamın tüm varlığını, o günün yasalarının soğukluğundan kurtarıp, sevginin sıcaklığına geri çağırıyor.
Benjamin’in ellerini düşünün. O eller, 8. sınıf matematik problemlerini çözerken ne kadar hızlıydı. O eller, AWS ortamlarında kod yazarken ne kadar ustaydı. O eller, uçak modellerini tutarken ne kadar şefkatliydi. Ama o ellerin en güzel hareketi, henüz hayata geçmemiş, sadece bir niyet olarak kalmış o cömertlikti. Amcası William’ın hastalığını duyduğunda, o on beş yaşındaki kalbiyle, kimseden akıl almadan, kimseden onay beklemeden anne ve babasına gelip, 'Amcam için tüm kumbaramı vermeye hazırım' demişti. O kumbarayı kırmadı, parayı harcamadı; sadece teklif etti. O niyet, o küçük kalbinin büyüklüğü, aslında İsa’nın bugün Müjde’de öğrettiği o 'iyilik yapma' dersinin ta kendisiydi. İsa, 'Şabat günü iyilik yapmak mı, yoksa kötülük yapmak mı yasaldır?' diye sorarken, aslında kuralın harfini değil, sevginin ruhunu yüceltiyordu. Ben, o kumbarayı sunmaya hazır olduğunda, zaten Mesih’in 'sincerity and truth' yani 'içtenlik ve doğruluk' dediği o mayasız ekmeği yiyordu.
Sevgili Alan ve Thao, bazen gecenin o en sessiz saatinde, zihninizde o ağır taşlar dolaşır. 'Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha fazla ne yapabilirdik?' Benjamin’in o meşum hastalığı karşısında, kendi çabanızı, kendi sevginizi yetersiz mi görüyorsunuz? Lütfen bugün bu taşın altından kalkın. İsa, doğuştan kör olan adam için ne demişti? 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.' Hastalık, sizin bir eksikliğinizin sonucu değildi. Sizler ona bir çocuğun sahip olabileceği en güzel, en koruyucu, en sevgi dolu yuvayı sundunuz. Sizler onun kanatlarıydınız. Sizler, o kırılmışlığın ortasında, Benjamin’e Tanrı’nın sevgisini dokudunuz. Lütfen kendinizi suçlamayın. Benjamin sizi suçlamıyor; o, şimdi o göksel pencerelerden, o uçakların süzüldüğü ebedi mavilikten, size minnetle bakıyor. Bazı acılar, hiçbir insanın kontrolünde değildir; hiçbir dikkat, hiçbir sevgi, bazı olayların önüne geçemez. Sizler elinizden gelenin fazlasını yaptınız. Tanrı, sizin o yaralı kalplerinizi biliyor ve sizi suçlamıyor; aksine, sizi şefkatle kucaklıyor.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin en büyük kahramanın, en yakın arkadaşındı. Onunla paylaştığın o Disneyland gezileri, o uçak gözlemcilikleri, o yan yana oturduğunuz o akşamüstleri… Hepsi senin kalbinde birer mücevher gibi duruyor. Ağabeyin şimdi göklerde, ama onun o pes etmeyen, 'denemek her şeydir' diyen ruhu senin içinde yaşıyor. Sen, onun bu dünyadaki devamısın. Ne zaman bir uçak sesi duysan, ne zaman bir matematik problemiyle uğraşsan, bil ki Ben senin hemen yanında. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan gülüşünü senin tamamlamanı istiyor. O, seninle o roller coaster’a binmeye devam ediyor; o, seninle o hayalleri kurmaya devam ediyor. Sen, onun dünyadaki ışığını taşıyan kişisin. Onun o 'Con Chim Airlines' hayalini, o uçaklara olan tutkusunu, bir gün gökyüzüne baktığında kendi hayallerinle birleştir. Sen yalnız değilsin, çünkü Ben senin kalbinde yaşıyor.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan, acı çeken tüm aileler… Yalnız değilsiniz. Rab, sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını birer birer topluyor. Benjamin ve Aziz Carlo Acutis, şimdi göksel tahtın önünde el ele vermiş, sizin için, acı çeken tüm çocuklar için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir. Tanrı güvenilirdir. O, bizi asla yarı yolda bırakmaz. Benjamin’i O’na emanet ettik ve Tanrı emanetine sadıktır. Ben’in o temiz su kuyusundaki mirası, Cà Mau’daki o çocukların yüzündeki gülümseme, onun sevgi dolu ruhunun hala bu dünyada nasıl işlediğinin sessiz bir kanıtıdır. O, artık sadece sizin değil, ihtiyacı olan herkesin koruyucu meleğidir.
İsa diyor ki: 'Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanmışsa, ben de oradayım.' İşte bugün biz buradayız. Benjamin’in adıyla, onun o güzel hatırasıyla, onun o parlak zekası ve nazik kalbiyle buradayız. Mesih, tam da aramızda, sizin o acılı ama sevgi dolu kalplerinizin tam ortasında duruyor. O, sizinle birlikte ağlıyor, sizinle birlikte hatırlıyor. O, sizin o 'kurumuş' gibi hissettiğiniz acınızı, kendi merhametiyle onarmaya hazır. Sadece elinizi uzatın. Sadece O’na güvenin. O, sizin o boşluğu, kendi sonsuz huzuruyla dolduracak.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün birine, hiç beklemediği bir anda, karşılık beklemeden bir iyilik yapın. Birine nazik bir söz söyleyin. Benjamin’in o kumbarasını amcası için sunma niyetini hatırlayın. O, sevginin hesapsız olduğunu biliyordu. Siz de bugün, o hesapsız sevgiyi bir başkasına gösterin. Birine bir bardak su verin, birine gülümseyin, birinin yükünü hafifletin. Çünkü o küçük iyilikler, Tanrı’nın büyümesini sağladığı o kutsal ipliklerdir. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın sonsuz maviliğinde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et. Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Senin o diş telli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun. O'nun yüzü üzerinizde parlasın ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.