Rab'bimizin lütfu, sevgisi ve kutsal esenliği hepinizle olsun. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla adımlayacağımız bu dua ve tefekkür saatinde, yüreklerimizi O'nun teselli eden sözüne açalım.
Rab, zayıflığımız ve korkularımız içinde Sana sığınıyoruz, merhamet eyle. Mesih Isa, kırık kalplerimizi iyileştiren Sensin, merhamet eyle. Rab, bizi ebedi esenliğinin ışığıyla doldur, merhamet eyle.
Sessizliği hayal edin…
Nasıra’daki o küçük, tozlu sinagogun içindeki o yoğun, beklenti dolu sessizliği. İnsanların omuz omuza oturduğu, sıcak havanın pencerelerden süzülen ışık huzmeleriyle kesildiği o anı. İsa ayağa kalkıyor. Kendisine Yeşaya Peygamber’in rulosu uzatılıyor. Ruloyu yavaşça açıyor. Mürekkebin kokusu, parşömenin hışırtısı o sessizlikte yankılanıyor. Aradığı yeri buluyor ve okuyor: “Rab'bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjdeyi iletmek için meshetti…” Okumayı bitiriyor. Ve sonra, o parşömen rulolarını bilirsiniz; iki ucundaki ahşap kollardan tutarak yavaşça, dikkatle ruloyu geri sarıyor. Onu görevliye teslim edip oturuyor. Sinagogdakilerin gözleri O’na dikilmiş durumda.
Bu eylemde –bir rulonun açılmasında ve ardından tekrar sarılmasında– insan hayatının en derin, en gizemli ve bazen de en acı verici gerçeği gizlidir.
Her insan hayatı, Tanrı’nın kendi eliyle yazdığı bir rulodur. Bizler, bu dünyada yaşarken o rulonun her gün biraz daha açılmasını izleriz. Yeni sayfalar, yeni satırlar, yeni maceralar… Bizler isteriz ki o rulo hiç kapanmasın. İsteriz ki seksen, doksan yıl boyunca açılmaya devam etsin; her satırı uzun uzun, acele etmeden okunsun. Ancak bazen, bizim hiç anlayamadığımız bir bilgelikle, o rulo çok erken, çok hızlı bir şekilde geri sarılır.
Bugün, sevgili Benjamin Vo’nun, bizim biricik Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden yaklaşık iki ay geçti. 13 Haziran 2026… O günden bu yana geçen bu altmış küsur gün, zamanın ne kadar ağır, ne kadar sessiz akabileceğini öğretti bize. Alan, Thao, sevgili Ryan… İki ay, dışarıdaki dünya için sadece bir takvim yaprağıdır. Hayat dışarıda kendi ritminde akıp gidiyor; arabalar geçiyor, insanlar gülüşüyor, dükkanlar açılıp kapanıyor. Ama sizin evinizde, o boş kalan sandalyenin önünde, Ben’in o güzel odasının eşiğinde zamanın nasıl durduğunu, o yokluğun nasıl devasa bir sessizliğe dönüştüğünü biliyorum.
Gerçeği dürüstçe söyleyelim, çünkü dürüstçe söylenmeyen hiçbir teselli kalbe ulaşmaz: İki ayın geçmiş olması acıyı hafifletmedi. Aksine, o ilk günlerin getirdiği o uyuşturucu şok dalgası yavaş yavaş dağıldıkça, yokluğun o keskin, soğuk kenarları kalbinize daha çok batmaya başladı. Sabahları uyandığınızda o boşluğu hissetmek, akşamları onun sesini duymayı beklemek… Bu acı gerçektir. Bu sızı derindir. Ve biz bugün burada, bu yaranın büyüklüğünü gizlemeye çalışmadan, onunla birlikte, titreyerek Rab’bin huzurunda duruyoruz.
Bugün Aziz Pavlus, Korintliler’e yazdığı mektupta tam da bu halimizi tarif ediyor: “Size Tanrı’nın sırrını duyurmaya geldiğimde… zayıflık, korku ve büyük bir titreme içindeydim.” Pavlus gibi inanç devi bir elçi bile zayıflıktan, korkudan ve titremeden bahsediyor. Neden? Çünkü insan bilgeliğinin tükendiği, kelimelerin anlamsız kaldığı o uçurumun kenarında duruyordu. Ölümün karşısında, bir evladın boşalan yerinin önünde durduğumuzda, bizim de tüm insani bilgeliğimiz, tüm felsefemiz çöker. Sadece zayıflık ve titreme kalır.
Ama Pavlus hemen ardından o muazzam gerçeği fısıldar: “Öyle ki, imanınız insan bilgeliğine değil, Tanrı’nın gücüne dayansın.”
İşte dönüm noktası burasıdır. İsa, Nasıra’daki sinagogda ruloyu sarıp oturduğunda herkes O’na bakıyordu. O rulo kapanmıştı. Ama İsa ne dedi? “Bugün bu Yazı sizin işittiğiniz anda yerine gelmiştir.”
Bir rulonun kapanması, hikayenin bittiği anlamına gelmez; o hikayenin tamamlandığı, amacına ulaştığı anlamına gelir. Benjamin’in on beş yıllık o kısa ömrü, bu dünyanın ölçülerine göre yarım kalmış bir rulo gibi görünebilir. Ama Tanrı’nın ebedi planında, o rulo sevgiyle, zarafetle ve imanla tamamen doldurulmuş ve öylece sarılmıştır. Ben, bu dünyadaki misyonunu tamamlamıştır.
Ben’in o güzel, çocuksu ve bir o kadar da derin dünyasını düşündüğümüzde, onun gökyüzüne, kuşlara ve uçaklara olan o büyük tutkusunu hatırlarız. Özellikle o Boeing 737’leri izlemek için babasıyla saatlerce havaalanlarında bekleyişi… Ve o tatlı, o muzip hayali: “Con Chim Airlines” (Kuş Havayolları). Bu ismi her telaffuz ettiğinde nasıl da kıkırdar, o diş telleriyle süslü kocaman gülüşüyle etrafına nasıl da neşe saçardı! Kuşlar, sevgili kardeşlerim, yeryüzünün sınırlarına bağlı değildir. Onlar için yollar, barikatlar, sınırlar yoktur. Onlar sadece rüzgarı hisseder ve süzülürler.
Benjamin’in o temiz ruhu da tıpkı hayalini kurduğu o “Con Chim Airlines” gibi, bu dünyanın ağırlıklarından, hastalığın getirdiği o nefes darlıklarından sıyrılarak Tanrı’nın sonsuz maviliğine kanat açtı.
Babasının 25 Haziran gecesi gördüğü o sarsıcı rüyayı hatırlayalım. Ben, o rüyada çok sağlıklı görünüyordu, üzerinde yeşil şortu vardı. Babasına dönüp o masumiyetiyle sordu: “Ba ơi, test nào con cũng qua hết. Con tự thở được bình thường mà… sao con lại bị như vầy?” (Baba, her testi geçtim. Normal bir şekilde nefes alabiliyorum… neden böyle oldu?) Ve sonra o güzel sözü fısıldadı: “Không sao đâu, con sẽ dõi theo ba mẹ.” (Sorun değil, ben anne babamı izleyeceğim.)
“Normal bir şekilde nefes alabiliyorum…”
Bugün Müjde’de İsa, Yeşaya’dan okurken ne diyordu? “Rab’bin Ruhu üzerimdedir.” Kutsal Kitap’ta “Ruh” kelimesi, aynı zamanda “Nefes” (Ruah) anlamına gelir. Ben, o rüyada babasına en büyük gerçeği söylüyordu. O artık bu dünyanın sınırlı, hastalıklı havasını solumuyor. O artık Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun o ebedi, şifa veren nefesini soluyor. O artık her testi geçti. O, sevginin, imanın ve sabrın en büyük testini vererek ebedi mezuniyetini aldı. Ve şimdi, o göksel havayolunun en yüksek irtifasında, meleklerle ve kendisi gibi on beş yaşında göğe alınan o parlak genç Aziz Carlo Acutis ile birlikte süzülüyor.
Sevgili Alan, sevgili Thao… Sizler onun bu dünyadaki kanatlarıydınız. Ona sevmeyi, dünyayı gezmeyi, o muazzam zekasını insanlığın hayrına kullanmayı siz öğrettiniz. Onunla Beijing’den Roma’ya, Lourdes’un şifalı sularından Vatikan’ın kutsal koridorlarına kadar adımladığınız her yol, o rulonun üzerine altın harflerle yazıldı. Kendinizi yalnız, suçlu ya da eksik hissettiğiniz o karanlık gecelerde, Ben’in o rüyadaki sözünü hatırlayın: “Sorun değil, ben sizi izleyeceğim.” O sizi suçlamıyor. O size minnettar. Siz ona bir çocuğun sahip olabileceği en güzel, en sevgi dolu yuvayı verdiniz.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin her zaman en yakın arkadaşındı. Onun o pes etmeyen, “denemek her şeydir” diyen azimli ruhu senin en büyük mirasındır. O, badminton kortunda nasıl her şeyini ortaya koyduysa, sen de şimdi hayat sahnesinde onun için, kendin için ve ailen için o azimle yürümelisin. Ne zaman gökyüzünde süzülen bir kuş görsen, ne zaman bir uçağın motor sesini duysan, bil ki Ben sana gülümsüyor. Sen bu ailenin neşesisin, onun yarım kalan gülüşünü bu dünyada tamamlayacak olan sensin.
Benjamin’in o merhametli yüreği, bugün sadece anılarda yaşamıyor. Onun adına Cà Mau’da açılan o temiz su kuyusu, “Giếng Gioan Baotixita”, onun bu dünyada bıraktığı o hayat veren izlerin somut bir işaretidir. Bir çocuk bu dünyadan bedenen ayrılır, ama onun sevgisi bir pınardan akan temiz su gibi susuz yüreklere hayat vermeye devam eder. Bu sessiz merhamet, bu gizli iyilik, Benjamin’in adını yeryüzünde ebedileştiriyor.
Bugün bu duaya dünyanın dört bir yanından katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan, acı çeken tüm aileler, tüm çocuklar… Sizler de yalnız değilsiniz. Rab sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını görüyor. Benjamin ve Aziz Carlo, göksel tahtın önünde, sizler için, bu dünyadaki tüm hastalıkların şifa bulması için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün evinize döndüğünüzde, bir an durun ve gökyüzüne bakın. Süzülen bir kuşu izleyin. Ve o kuşun özgürlüğünde, Benjamin’in o tatlı kıkırdamasını, o “Con Chim Airlines” deyişindeki o saf neşeyi hatırlayın. Ve kendi kendinize fısıldayın: “İmanımız insan bilgeliğine değil, Tanrı’nın gücüne dayanıyor.”
Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın o sonsuz, berrak okyanusunun kıyısındasın. Bizim için dua et. Anne ve baban için, sevgili kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et.
Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Seni asla unutmayacağız.
Amen.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.