Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına. Amin. Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un esenliği hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, bir yolcunun elinde tuttuğu pusulayı düşünün. O pusula, sadece kuzeyi göstermez; aynı zamanda yolcunun nereye ait olduğunu, hangi yöne doğru yürüdüğünü ve nihayetinde varacağı limanı belirler. Bugün Aziz Pavlus, Galatyalılara yazdığı mektubunda, adeta bu pusulanın yönünü şaşıranlara, 'başka bir müjdeye' sapanlara öfkeyle ama bir o kadar da sevgiyle sesleniyor. 'Mesih'in lütfuyla sizi çağıranı bırakıp nasıl bu kadar çabuk başka bir müjdeye dönüyorsunuz?' diye soruyor. Pavlus’un bu sitemi, aslında bizim içimizdeki o pusulayı yeniden ayarlama çağrısıdır. Bizler, hayatın fırtınaları arasında, bazen kendi doğrularımızın, bazen insanların beklentilerinin, bazen de acının o ağır sis bulutunun içinde yönümüzü kaybedebiliyoruz. Ama Pavlus, 'Eğer hâlâ insanları hoşnut etmeye çalışsaydım, Mesih'in kulu olmazdım' diyerek, pusulanın ibresini tek bir noktaya, yani Mesih'e sabitlememiz gerektiğini hatırlatıyor.
Benjamin Vo, yani Ben, kısa ömründe bu pusulayı nasıl tutacağını çok iyi bilen bir çocuktu. Onun dünyası, sadece kod satırlarından ya da havalimanı pistlerinden ibaret değildi; onun dünyası, bir 'niyet' dünyasıydı. Hatırlayın, amcası William iki felç geçirdiğinde, o on beş yaşında, kimseye söylemeden, en değerli varlığı olan kumbarasını hiç düşünmeden sunmaya hazırlandığı o anı... O paraya gerçekte ihtiyaç kalmamıştı, ama o niyet, o bir çocuğun karşılıksız, 'benim olan ne varsa senindir' diyen o saf cömertliği... İşte Pavlus’un bahsettiği o 'Mesih’in kulu' olma hali, tam da Benjamin’in o anki cömertliğinde parlıyordu. O, dünyadaki her şeyin geçici olduğunu ama sevginin, o kumbaradaki her kuruşun ötesinde, göğe kadar uzanan bir değer taşıdığını biliyordu. Ben, insanları hoşnut etmek için değil, kalbindeki o saf merhamet pusulasını takip ettiği için, Tanrı’nın sevgisine bu kadar yakın durabiliyordu.
İncil’de bugün, bir hukuk uzmanı İsa’ya 'Komşum kim?' diye soruyor. Bu soru, aslında kendi sınırlarını çizmek isteyen, sevgisini kime vereceğine karar vermeye çalışan bir insanın sorusudur. İsa ise ona, Kudüs’ten Eriha’ya inerken yaralanan, soyulan ve yol kenarında ölüme terk edilen o adamı anlatıyor. Rahip ve Levilinin, yani o günün 'dindar' insanlarının, yaralı adama bakıp yollarını karşı taraftan değiştirmeleri, aslında insanın korkusunu ve kendi güvenliğini başkasının acısından üstün tutma eğilimini gösterir. Ama o Samaritanlı... O, yaralıya sadece bakmadı; onunla 'yüreği burkularak' ilgilendi. Onun yaralarına yağ ve şarap döktü, onu hayvanına bindirdi, handa ağırladı ve daha da fazlası için kendi cebinden harcadı.
Sevgili Alan ve Thao, biliyorum, şu an kalbinizdeki o boşluğu bir yaralanma gibi taşıyorsunuz. O boş sandalye, o akşamları duyulan sessizlik, bazen insanın kalbinde bir Samaritanlının bile iyileştiremeyeceği kadar derin bir yara gibi duruyor. 'Neden?' diye soruyorsunuz. 'Neden bu kadar erken, neden bu kadar acı?' İsa, doğuştan kör olan adamın hikâyesinde 'Ne bu çocuk günah işledi, ne de anne babası' dediğinde, aslında tüm ebeveynlerin omuzlarındaki o gizli, o haksız suçluluk duygusunu alıp atmıştı. Bazı acılar, bir insanın kontrol edebileceği, bir dikkatle engelleyebileceği şeyler değildir; ne bir bakımın eksikliğinden ne de gözden kaçan bir detaydan kaynaklanır. Sizler Benjamin'e bir ailenin verebileceği en kusursuz, en derin, en koruyucu sevgiyi verdiniz. Tanrı sizi suçlamıyor; Benjamin de sizi suçlamıyor. Sizler hiçbir şeyi eksik yapmadınız. Sizler, onun dünyadaki en güvenli limanıydınız.
Benjamin’in o meraklı, o analitik zihni, aslında hayatın karmaşasında her zaman bir 'çözüm' arardı. Tıpkı o Samaritanlının yaralıya çözüm bulması gibi. O, 'Con Chim Airlines' hayallerini kurarken, aslında kendi ruhunun o uçsuz bucaksız gökyüzüne olan özlemini ifade ediyordu. O, şimdi o hayallerin çok ötesinde, gerçek göklerde, o hayalini kurduğu ebedi uçuşların huzurunda. Ryan, kardeşim... Sen ağabeyinin o en sadık yoldaşı, o güzel anılarının en yakın tanığısın. Biliyorum, o yokluğu her gün hissediyorsun. Ama unutma, ağabeyin Benjamin, senin kalbinde yaşıyor. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan hayallerini, o uçak tutkusunu, o meraklı bakışını senin yaşamında çoğaltmanı istiyor. Kardeşlik bağı, ölümün bile koparamayacağı kadar kutsal ve ebedidir. Gökyüzünden geçen her uçak sesinde, bil ki Ben senin hemen yanında, sana gülümsüyor.
Bugün, İsa’nın 'Git, sen de öyle yap' dediği o buyruğu düşünün. Bu, sadece bir görev değil, bir davettir. Yaralı bir dünyaya, Ben’in o cömert kalbiyle dokunmaya devam etmek... Benjamin’in anısına Cà Mau’da açılan o su kuyusu, onun sevgisinin dünyada nasıl akmaya devam ettiğinin en somut kanıtıdır. O, artık sadece bir çocuk değil, başkalarının susuzluğunu gideren, başkalarına hayat veren bir iyilik pınarıdır. Onun adı 'Büyük Okyanus' anlamına gelen Đại Dương, bugün dünyanın bir köşesinde, en muhtaç olanlara şifa taşıyor. Bu, Benjamin’in sevgisinin ölmediğinin, aksine dünyada çoğaldığının işaretidir.
Kiliseden dışarı adım atarken, yanınıza şu tek şeyi alın: Gökler kapalı değil, sevgi kaybolmaz ve o çocuk kalbi, bizimle birlikte yürümeye devam eder. Bugün, haçın dibinde duran Meryem Ana gibi, siz de acınızı Rab’be teslim edin. O, acınızı bir şifa kaynağına, bir umut ışığına dönüştürecek. Ve unutmayın, hiçbir şey, ama hiçbir şey, sizi Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz. Ne ölüm, ne yaşam, ne acı, ne de ayrılık. Siz onun ailesisiniz, o sizin evladınız, ve bu bağ, ebediyetin kendisinde mühürlenmiştir. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, annen için, baban için, kardeşin için o göksel pencerelerden sevgiyle bakmaya devam et. Senin o neşeli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun. O'nun yüzü üzerinizde ışısın ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.