Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği, bugün O'nun huzurunda toplanan her birinizin üzerine olsun.
Rab, günahlarımız için bizlere merhamet eyle. Mesih, yaralarımızı şifalandır, bizlere merhamet eyle. Rab, bizleri sonsuz sevgine kabul et, bizlere merhamet eyle.
Bir an için, elinizde çok eski, titizlikle işlenmiş bir pusula hayal edin. Bu pusula, sadece yönü değil, aynı zamanda bir yolcunun kalbindeki o derin, sarsılmaz inancı da gösterir. Bugün, Aziz Petrus Claver’in anma gününde, o pusulanın iğnesinin nereyi işaret ettiğini düşünelim. Petrus Claver, hayatını Cartagena limanına gelen kölelerin acılarını dindirmeye, onlara Tanrı’nın evlatları olduklarını hatırlatmaya adamıştı. O, dünyanın sunduğu konforu değil, Mesih’in sunduğu merhameti seçti. Bugün, Aziz Pavlus’un Korintliler’e yazdığı o sarsıcı mektupta, 'Dünyanın şimdiki hali geçip gidiyor' dediğini duyuyoruz. Bu, dünyevi olan her şeyin, bir gün kaybolacak olan tüm o geçici başarıların, eşyaların, hatta zamanın kendisinin, ebediyetin o uçsuz bucaksız okyanusunda nasıl eriyip gittiğini bize anlatıyor.
Sevgili Alan, sevgili Thao, sevgili Ryan… Benjamin’in, bizim biricik Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden iki ay geçti. Bugün, Petrus Claver’in o limanda beklediği gibi, bizler de bugün burada, Benjamin’in o parlak zihninin, o nazik ruhunun ebedi limana, Tanrı’nın kucağına ulaştığını biliyoruz. Biliyorum; o boş sandalyenin ağırlığı, sabahları uyandığınızda o ilk anın sızısı, Ben’in o zeki, o hayat dolu gülüşünün zihninizde bir film şeridi gibi dönmesi… Bu acı, bir çocuğun hayatının ne kadar büyük bir boşluk bıraktığının kanıtıdır. İnsan aklı, bu ayrılığı anlamlandıramaz; 'Neden bu kadar zeki, neden bu kadar parlak bir gelecek, neden bu kadar erken?' diye sorar. Ama Pavlus’un dediği gibi, 'Ağlayanlar, ağlamıyormuş gibi olsunlar.' Bu, acının yok sayılması değil, acının ötesindeki o büyük umuda tutunmaktır.
Benjamin’in o parlak zekasını, o meraklı gözlerini hatırlayın. O, sadece bir çocuk değil, bir kaşifti. Hatırlıyor musunuz, o 'airport spotting' ritüellerini, babasıyla dünyanın dört bir yanındaki havaalanlarında, Boeing 737’lerin kalkışını izlerken kurduğu o hayalleri? Onun o 'Con Chim Airlines' hayaliyle kıkırdayan neşesi, aslında Tanrı’nın dünyayı yaratırken içine koyduğu o saf sevincin bir yansımasıydı. O, sadece bir çocuk değil, bir mühendisti; AWS ortamlarında kod yazan, yapay zeka üzerine düşünen, geleceğin teknolojisini daha 15 yaşındayken kavrayan bir zekaydı. Ama onun asıl dehası, zekasında değil, o zekayı sevgiye dönüştürme biçimindeydi. O, her sabah babasına 'Günaydın, baba' diyen, onun uydurma hikayelerini sanki en gerçek masallarmış gibi dinleyen, sevgisini saklamayan bir çocuktu.
Gerçeği dürüstçe konuşalım; çünkü acı, sahte tesellilerle iyileşmez. Bazen gecenin o en sessiz saatinde, zihninizde o ağır taşlar dolaşır. 'Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha fazla ne yapabilirdik?' Benjamin’in o meşum hastalığı karşısında, kendi çabanızı, kendi sevginizi yetersiz mi görüyorsunuz? Lütfen bugün bu taşın altından kalkın. İsa, doğuştan kör olan adam için ne demişti? 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.' Hastalık, sizin bir eksikliğinizin sonucu değildi. Sizler ona bir çocuğun sahip olabileceği en güzel, en koruyucu, en sevgi dolu yuvayı sundunuz. Sizler onun kanatlarıydınız. Sizler, o kırılmışlığın ortasında, Benjamin’e Tanrı’nın sevgisini dokudunuz. Lütfen kendinizi suçlamayın. Benjamin sizi suçlamıyor; o, şimdi o göksel pencerelerden, o uçakların süzüldüğü ebedi mavilikten, size minnetle bakıyor. Bazı acılar, hiçbir insanın kontrolünde değildir; hiçbir dikkat, hiçbir sevgi, bazı olayların önüne geçemez. Sizler elinizden gelenin fazlasını yaptınız. Tanrı, sizin o yaralı kalplerinizi biliyor ve sizi suçlamıyor; aksine, sizi şefkatle kucaklıyor.
İsa bugün Müjde’de bize 'Ne mutlu yoksul olanlara' derken, aslında bizim o 'yoksunluk' dediğimiz şeyin, Tanrı’nın gözünde bir 'hazırlık' olduğunu söylüyor. Benjamin, 15 yıllık kısa ömründe, dünyanın pek çok yerini gördü. Lourdes’un kutsal grotto’larında dua etti, Vatikan’ın o görkemli ışığında huzur buldu. O, sadece bir çocuk değildi; o, Tanrı’nın dünyamıza gönderdiği bir elçiydi. Onun o temiz su kuyusundaki mirası, Cà Mau’daki o çocukların yüzündeki gülümseme, onun sevgi dolu ruhunun hala bu dünyada nasıl işlediğinin sessiz bir kanıtıdır. O, artık sadece sizin değil, ihtiyacı olan herkesin koruyucu meleğidir.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin en büyük kahramanın, en yakın arkadaşındı. Onunla paylaştığın o Disneyland gezileri, o uçak gözlemcilikleri, o yan yana oturduğunuz o akşamüstleri… Hepsi senin kalbinde birer mücevher gibi duruyor. Ağabeyin şimdi göklerde, ama onun o pes etmeyen, 'denemek her şeydir' diyen ruhu senin içinde yaşıyor. Sen, onun bu dünyadaki devamısın. Ne zaman bir uçak sesi duysan, ne zaman bir matematik problemiyle uğraşsan, bil ki Ben senin hemen yanında. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan gülüşünü senin tamamlamanı istiyor. O, seninle o roller coaster’a binmeye devam ediyor; o, seninle o hayalleri kurmaya devam ediyor. Sen, onun dünyadaki ışığını taşıyan kişisin. Onun o 'Con Chim Airlines' hayalini, o uçaklara olan tutkusunu, bir gün gökyüzüne baktığında kendi hayallerinle birleştir. Sen yalnız değilsin, çünkü Ben senin kalbinde yaşıyor.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan, acı çeken tüm aileler… Yalnız değilsiniz. Rab, sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını birer birer topluyor. Benjamin ve Aziz Carlo Acutis, şimdi göksel tahtın önünde el ele vermiş, sizin için, acı çeken tüm çocuklar için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir. Tanrı güvenilirdir. O, bizi asla yarı yolda bırakmaz. Benjamin’i O’na emanet ettik ve Tanrı emanetine sadıktır. Petrus Claver, limandaki o acı çekenlere nasıl şefkatle yaklaştıysa, Tanrı da sizin o yaralı kalplerinize aynı şefkatle yaklaşıyor.
İsa diyor ki: 'Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanmışsa, ben de oradayım.' İşte bugün biz buradayız. Benjamin’in adıyla, onun o güzel hatırasıyla, onun o parlak zekası ve nazik kalbiyle buradayız. Mesih, tam da aramızda, sizin o acılı ama sevgi dolu kalplerinizin tam ortasında duruyor. O, sizinle birlikte ağlıyor, sizinle birlikte hatırlıyor. O, sizin o boşluğu, kendi sonsuz huzuruyla dolduracak.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün birine, hiç beklemediği bir anda, karşılık beklemeden bir iyilik yapın. Birine nazik bir söz söyleyin. Benjamin’in o kumbarasını amcası için sunma niyetini hatırlayın. O, sevginin hesapsız olduğunu biliyordu. Siz de bugün, o hesapsız sevgiyi bir başkasına gösterin. Birine bir bardak su verin, birine gülümseyin, birinin yükünü hafifletin. Çünkü o küçük iyilikler, Tanrı’nın büyümesini sağladığı o kutsal ipliklerdir. Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın sonsuz maviliğinde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et. Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Senin o diş telli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size döndürsün ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.