Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizle olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, elinizde çok eski, neredeyse yıpranmış bir kumaş parçası hayal edin. Belki çok sevdiğiniz bir kıyafet, belki de çocukluğunuzdan kalma bir hatıra… Kumaşın bir yerinde açılan o küçük deliği kapatmak için, yeni, sert, henüz hiç yıkanmamış bir kumaş parçasını oraya dikmeye çalıştığınızı düşünün. Ne olur? İlk yıkamada o yeni parça çeker, eskiyi gerer ve sonuçta delik daha da büyür, kumaşın dokusu tamamen bozulur. İsa bugün, o meşhur benzetmesiyle bize tam da bunu anlatıyor: 'Yeni şarap yeni tulumlara konulmalı.'
Sevgili Alan, sevgili Thao, sevgili Ryan… Benjamin’in, bizim biricik Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden iki ay geçti. 13 Haziran 2026. Bugün, o taze şarabın, yani Benjamin’in o parlak, o zeki, o hayat dolu ruhunun, Tanrı’nın ebedi tulumlarına, yani o sonsuz göksel yaşama nasıl aktığını düşünmek istiyorum. Pavlus, Korintliler’e yazdığı mektupta, 'Rab geldiğinde karanlıkta gizli olanları ışığa çıkaracak ve yüreklerin niyetlerini açığa vuracaktır' der. Benjamin’in o kısa ama yoğun yaşamı, Tanrı’nın ışığında parlayan, saklı hiçbir karanlığı olmayan, sadece sevgi ve merakla örülü bir ömürdü.
Gerçeği dürüstçe konuşalım; çünkü acı, sahte tesellilerle iyileşmez. İki ay, bir anne ve babanın kalbindeki o boşluğu doldurmak için çok kısa bir süre. Biliyorum; o boş sandalyenin ağırlığı, sabahları uyandığınızda o ilk anın sızısı, Ben’in o zeki, o hayat dolu gülüşünün zihninizde bir film şeridi gibi dönmesi… Bu acı, bir çocuğun hayatının ne kadar büyük bir boşluk bıraktığının kanıtıdır. Bazen, kendi kendinize soruyorsunuz: 'Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha fazla ne yapabilirdik?' Benjamin’in o meşum hastalığı karşısında, kendi çabanızı, kendi sevginizi yetersiz mi görüyorsunuz? Lütfen bugün bu taşın altından kalkın. İsa, doğuştan kör olan adam için ne demişti? 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.' Hastalık, sizin bir eksikliğinizin sonucu değildi. Sizler ona bir çocuğun sahip olabileceği en güzel, en koruyucu, en sevgi dolu yuvayı sundunuz. Sizler onun kanatlarıydınız. Sizler, o kırılmışlığın ortasında, Benjamin’e Tanrı’nın sevgisini dokudunuz. Lütfen kendinizi suçlamayın. Benjamin sizi suçlamıyor; o, şimdi o göksel pencerelerden, o uçakların süzüldüğü ebedi mavilikten, size minnetle bakıyor.
Benjamin, tıpkı o 'yeni şarap' gibiydi. On beş yıllık ömrüne sığdırdığı o parlak zekası, o matematiksel dehası, o uçaklara olan tutkusu ve 'Con Chim Airlines' hayaliyle kıkırdayan o neşesi… O, bu dünyanın sınırlarına sığmayacak kadar büyüktü. Bir keresinde, amcası William’ın hastalığını duyduğunda, on beş yaşındaki o kalbiyle, kimseden akıl almadan, kimseden onay beklemeden anne ve babasına gelip, 'Amcam için tüm kumbaramı vermeye hazırım' demişti. O kumbarayı kırmadı, parayı harcamadı. Ama o niyet, o teklif, Benjamin’in kalbindeki o ilahi zekanın bir yansımasıydı. O, sevginin matematiksel bir denklemden çok daha fazlası olduğunu, karşılıksız vermenin, insanın sahip olduğu en büyük zenginlik olduğunu biliyordu. O, kendi içinde, o küçük kalbinde, İsa’nın o şifa veren ateşini taşıyordu.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin en büyük kahramanın, en yakın arkadaşındı. Onunla paylaştığın o Disneyland gezileri, o uçak gözlemcilikleri, o yan yana oturduğunuz o akşamüstleri… Hepsi senin kalbinde birer mücevher gibi duruyor. Ağabeyin şimdi göklerde, ama onun o pes etmeyen, 'denemek her şeydir' diyen ruhu senin içinde yaşıyor. Sen, onun bu dünyadaki devamısın. Ne zaman bir uçak sesi duysan, ne zaman bir matematik problemiyle uğraşsan, bil ki Ben senin hemen yanında. O, senin güçlü olmanı, onun yarım kalan gülüşünü senin tamamlamanı istiyor.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan, acı çeken tüm aileler… Yalnız değilsiniz. Rab, sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını birer birer topluyor. Benjamin ve Aziz Carlo Acutis, şimdi göksel tahtın önünde el ele vermiş, sizin için, acı çeken tüm çocuklar için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir. Tanrı güvenilirdir. O, bizi asla yarı yolda bırakmaz. Benjamin’i O’na emanet ettik ve Tanrı emanetine sadıktır.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün birine, hiç beklemediği bir anda, karşılık beklemeden bir iyilik yapın. Birine nazik bir söz söyleyin. Benjamin’in o kumbarasını amcası için sunma niyetini hatırlayın. O, sevginin hesapsız olduğunu biliyordu. Siz de bugün, o hesapsız sevgiyi bir başkasına gösterin. Birine bir bardak su verin, birine gülümseyin, birinin yükünü hafifletin. Çünkü o küçük iyilikler, Tanrı’nın büyümesini sağladığı o kutsal ipliklerdir.
Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın sonsuz maviliğinde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et. Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Senin o diş telli gülümsemen, kalbimizde sonsuza dek parlayacak. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi kutsasın ve korusun, yüzünü size döndürsün ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.