Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rabbimiz İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un beraberliği hepinizle olsun.
Rab, bize merhamet et; çünkü Sana karşı günah işledik. Rab, bize sevgi dolu şefkatini göster ve bizi kurtar. Her Şeye Kadir Tanrı bize merhamet etsin, günahlarımızı bağışlasın ve bizi sonsuz yaşama ulaştırsın.
Elinizde tuttuğunuz bir bardağı hayal edin. Dışarıdan bakıldığında pırıl pırıl parlıyor olabilir; belki üzerine işlemeler yapılmış, belki en kaliteli malzemeden üretilmiştir. Ama asıl önemli olan, o bardağın içinde ne olduğudur. Eğer içi tozla, kirle ya da acıyla doluysa, dışındaki parıltının bir önemi kalır mı? Bugünün Müjdesi’nde İsa, o keskin ve sarsıcı sesiyle bizi bu görüntüye bakmaya davet ediyor: “Önce bardağın içini temizle ki, dışı da temiz olsun.”
Bugün, 13 Haziran’dan bu yana yaklaşık iki ay geçti. Benjamin Vo’nun, o nazik ruhlu ve parlak zekalı çocuğun aramızdan ayrılışının üzerinden altmış küsur gün... Zaman, bazen bir nehir gibi hızla akar, bazen de durur ve o boş koltuğun, o sessiz odanın ağırlığı altında eziliriz. Alan, Thao, sevgili Ryan... Bugün Aziz Pavlus’un Selaniklilere yazdığı mektuptaki o ilk sözler tam da sizin yüreğinize dokunuyor: “Zihninizin hemen sarsılmasına, telaşa kapılmanıza izin vermeyin.”
Sarsılmamak mümkün mü? Bir evladın, bir ağabeyin yokluğu karşısında zihnin sarsılmaması, kalbin titrememesi imkansızdır. Pavlus burada bize duygusuz olmayı değil, bir şeye tutunmayı öğütlüyor. “Sonsuz teselliye ve lütuf yoluyla gelen iyi bir umuda” tutunmayı... İşte bugün bu homilinin kalbinde taşımak istediğim görüntü, o “bardağın içindeki” saflıktır. Benjamin’in hayatı, dışarıdan bakıldığında bir başarı ve zeka tablosuydu; ama asıl mucize, onun o bardağın içindeki, kimsenin görmediği o derin merhametindeydi.
İsa, Ferisileri eleştirirken çok önemli bir şey söylüyor: “Nane, dereotu ve kimyonun ondalığını veriyorsunuz da, Kutsal Yasa’nın daha önemli olan hükümlerini —adaleti, merhameti ve sadakati— ihmal ediyorsunuz.” Bu sözler üzerinde biraz duralım. Nane, dereotu ve kimyon... Bunlar küçük şeylerdir. Hayatın detaylarıdır. Benjamin’in hayatında bu “küçük şeyler” onun muazzam zekasıydı. Sekizinci sınıf matematiğini dördüncü sınıfta çözmesi, yapay zeka dünyasına dalması, bulut altyapılarını öğrenmesi... Bunlar hayranlık uyandırıcı detaylardı. Ama Benjamin’i Benjamin yapan, o “daha önemli olan şeylerdi”: Merhameti ve sadakati.
Benjamin’in o meşhur kumbarasını düşünün. On beş yaşında bir çocuk... Amcası William’ın rahatsızlığını duyduğunda, kimseden akıl almadan, kimse ona sormadan ortaya koyduğu o teklif: “Bütün kumbaramı amcam için verebilirim.” O kumbarayı kırmadı, parayı eline alıp dağıtmadı; ama o “teklif”, o bardağın içinin ne kadar temiz olduğunun kanıtıydı. İsa’nın bahsettiği o “merhamet” Benjamin’in içinde bir çağlayan gibi akıyordu. O, sadece kod yazan bir çocuk değil, sevgiyi kodlayan bir ruhtu. Adaleti ve sadakati, kardeşi Ryan’a olan bağlılığında, anne ve babasına olan derin saygısında yaşıyordu.
Gerçeği söylemek gerekirse, bu iki ay boyunca her sabah uyandığınızda o boşlukla karşılaştınız. Bazen dua ederken, bazen sadece bir uçak geçerken gökyüzüne baktığınızda o “neden?” sorusu bir duvar gibi önünüze dikildi. Pavlus’un dediği gibi “sarsıldınız.” Bu acı, bazen insanın imanını bile bir toz bulutu gibi dağıtabilir. Ama Benjamin’in o rüyadaki sesini hatırlayın: “Baba, her testi geçtim... Neden böyle oldu?” Bu soru, Benjamin’in bile o insani şaşkınlığı yaşadığını gösteriyor. Ama hemen ardından eklediği o söz, bizim bugün tutunacağımız daldır: “Sorun değil, size göz kulak olacağım.”
Bazen aileler, özellikle de sizin gibi evladını sonsuzluğa uğurlayan anne ve babalar, sessiz bir suçluluğun ağırlığını taşırlar. “Bir şeyi mi kaçırdık? Daha fazlasını yapabilir miydik?” diye sorarlar. Bugün bu kutsal kürsüden size şunu söylemek istiyorum: İsa, doğuştan kör bir adamı gördüğünde öğrencileri “Kim günah işledi de bu adam böyle oldu?” diye sormuştu. İsa’nın cevabı netti: “Ne kendisi, ne de annesi babası.” Hastalıklar, acılar ve erken ayrılıklar bir ceza değildir. Tanrı hastalık göndermez. Bazı fırtınalar bu dünyanın kırılmışlığından gelir ve hiçbir insan dikkati, hiçbir sevgi dolu gözetim bunu engelleyemezdi. Alan, Thao... Siz hiçbir şeyi kaçırmadınız. Siz Benjamin’e bu dünyadaki en temiz “bardağı” sundunuz. Onun o merhametli yüreği, sizin sevginizin bir meyvesiydi. Kendinizi suçlamayı bırakın ve onun o özgür, huzurlu ruhunun size yukarıdan gülümsediğini hissedin.
Benjamin’in havacılığa olan tutkusu, Boeing 737’lere olan hayranlığı... “Con Chim Airlines” (Kuş Havayolları) dediğinde yüzünde beliren o muzip gülümseme... Bu sadece bir hobi değildi. Bu, Benjamin’in ruhunun yükselme arzusuydu. Bugünün mezmuru ne diyor? “Gökler sevinsin, yeryüzü neşelensin... Ormandaki tüm ağaçlar sevinçle haykırsın.” Benjamin şimdi o göklerin içinde, gerçek bir “Kuş Havayolu”nun kanatlarında, Tanrı’nın sonsuz maviliğinde süzülüyor. O, artık nefes darlığı çekmiyor. O, artık yorulmuyor. O, Pavlus’un bahsettiği o “sonsuz teselliye” ulaştı.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin için sadece bir kardeş değil, bir rehberdi. Onun o “denemek her şeydir” diyen azmi şimdi senin içinde yaşıyor. O, bardağın içini temiz tutmayı biliyordu. Sen de hayatın boyunca onun o nazik ruhunu, o dürüstlüğünü ve merhametini kalbinde taşı. Ne zaman bir uçak görsen, bil ki Ben orada, bulutların ötesinde sana el sallıyor.
Bugün bu homiliden çıkarken elinizde bir şey taşımanızı istiyorum. Benjamin’in o karşılıksız merhamet teklifini... Belki bugün birine, hiç beklemediği bir anda, tıpkı Ben’in kumbarasını teklif etmesi gibi, küçük bir iyilik yaparsınız. Belki birine nazik bir söz söylersiniz. Benjamin’in anısını yaşatmak, onun o temiz kalbini dünyada devam ettirmektir. Cà Mau’daki o su kuyusu gibi, Benjamin’in sevgisi de akmaya devam etmeli.
Rab İsa Mesih ve bizi seven Babamız Tanrı, Benjamin’in o güzel yüzünü her zaman ışığıyla aydınlatsın. Sizin sarsılan yüreklerinizi pekiştirsin ve size her iyi sözde ve işte güç versin. Benjamin artık “Göklerin Sofrasında”, Aziz Carlo Acutis ile birlikte, uçakların hiç inmediği o ebedi gökyüzünde huzur içinde dinleniyor.
Benjamin Đại Dương Vo, huzur içinde uyu. Senin o nazik gülüşün bizim karanlık yollarımızda bir yıldız gibi parlamaya devam edecek.
Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rabbimiz Tanrı, bizi sonsuz umutla teselli etsin ve her birimizi Kendi esenliğiyle kutsasın. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.