Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin lütfu ve esenliği hepinizin üzerinde olsun.
Rab, merhamet eyle. Mesih, merhamet eyle. Rab, merhamet eyle.
Bir an için, elinizde çok eski, belki de bir atadan kalma, üzerinde hafif çatlaklar olan ama içinde berrak bir su taşıyan bir kadehi hayal edin. Dışarıdan bakıldığında o çatlaklar bir kusur gibi görünebilir, ancak kadehin asıl değeri, içindeki o duru suyun yansıttığı ışıktır. Bugün, Vaftizci Yahya’nın şehadetini anıyoruz. Yahya, dünyanın gözünde 'zayıf' olandı; çölde yaşayan, sesi yankılanan ama kralların sofralarında yeri olmayan bir adamdı. Bugünün okumalarında, Aziz Pavlus’un Korintlilere yazdığı o sarsıcı gerçeği duyuyoruz: 'Tanrı, güçlüleri utandırmak için dünyanın zayıf olanını seçti.'
Benjamin Vo’nun, bizim sevgili Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden iki ay geçti. 13 Haziran 2026’dan bu yana geçen bu altmış küsur gün, bir ailenin sessizliğinin ne kadar derin olabileceğini öğretti bize. Alan, Thao, sevgili Ryan… İki ay, dışarıdaki dünya için sadece bir takvim yaprağı olabilir. Ama sizin için, o boş odanın kapısından her geçişinizde, o sessizliğin ne kadar gürültülü olduğunu biliyorum. Gerçeği dürüstçe söyleyelim: İki ay geçmiş olması özlemi azaltmadı. Aksine, o ilk günlerin şoku dağıldıkça, yokluğun keskin kenarları kalbinize daha çok batmaya başladı. İnsan bazen ‘Neden?’ diye sormaktan yorulur.
Benjamin, sadece on beş yıllık o kısa ömründe, bu dünyaya o kadar derin, o kadar gerçek izler bıraktı ki… O, sadece bir dahi değildi; o, sevgiyi yaşayan bir çocuktu. Onun o muazzam zekasını, bilgisayarının başına geçip, kendi elleriyle yazdığı o kodları düşünün. GitHub deposunda biriktirdiği, üzerinde saatlerce çalıştığı o oyunlar, o uygulamalar… Her bir kod satırı, aslında Benjamin’in bu dünyaya bıraktığı 'kendi el yazısıydı'. On dört yaşında bir çocuğun, bulut sistemlerini, yapay zekayı anlamak için klavyede gezinen parmakları, Pavlus’un o çalışkan, üretken ellerini hatırlatmıyor mu bize? Ben, sadece hazır olanı tüketmedi; o üretti, merak etti, araştırdı. Gökyüzündeki uçakları, o Boeing 737’leri izlerken, babasıyla havaalanlarında 'uçak gözlemciliği' yaparken, kafasında 'Con Chim Airlines' (Kuş Havayolları) hayalini kurup kıkırdarken, o aslında ruhunun o yükseklerde, sınırsız mavilikte süzülme arzusunu kendi elleriyle çiziyordu.
Bugün, Müjde’de Vaftizci Yahya’nın başının bir tepside sunulduğunu görüyoruz. Ne kadar korkunç, ne kadar adaletsiz bir son, değil mi? Dünyanın gözünde Yahya, bir kralın kaprisine kurban giden bir 'hiç'ti. Ama Tanrı’nın gözünde Yahya, O’nun en sadık tanığıydı. Benjamin’in hayatına baktığımızda, biz de bazen o 'tepsi' imgesinin ağırlığı altında eziliyoruz. Hastalık, beklenmedik bir şekilde, tıpkı o hırsız gibi, en değerli hazinemizi alıp gitti. İnsan sormadan edemiyor: 'Eğer Tanrı güçlüyse, neden bu kadar genç bir hayatın sönmesine izin verdi?'
Sevgili Alan, sevgili Thao… Gecenin en sessiz anında, o boş odanın kapısında dururken içinizden geçen o fısıltıları biliyorum. 'Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Acaba daha iyi bir doktor bulabilir miydik? Acaba o gün başka bir şey yapsaydık sonuç farklı olur muydu?' Bu sorular, sevgi dolu her anne babanın yüreğini kemiren haksız bir suçluluk duygusunun fısıltılarıdır. Bugün, bu kutsal ambonun önünde, İsa’nın o şefkatli sesiyle bu ağır taşı yüreğinizden kaldırmak istiyorum. İsa ve öğrencileri yolda yürürken doğuştan kör bir adamla karşılaştıklarında, öğrenciler o dönemin yaygın inancıyla sordular: 'Rabbimiz, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa anne babası mı?' İsa’nın cevabı çok net ve sarsıcıydı: 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.'
Sevgili Alan, sevgili Thao, bu olanlarda sizin en ufak bir hatanız, en ufak bir eksikliğiniz yoktu. Hastalıklar ve ölüm bu dünyanın kırılmışlığından gelir, asla bir ceza değildir. Tanrı hastalık göndermez. Sizin sevginiz, uyanıklığınız, gösterdiğiniz özen mükemmeldi. Siz Benjamin’e bu dünyada bir çocuğun yaşayabileceği en güzel, en sevgi dolu hayatı sundunuz. Onunla dünyayı gezdiniz, onun o dehasını desteklediniz, onunla her anı paylaştınız. Kendinizi suçlamayı bırakın. Benjamin, o rüyalarınızdaki gibi, size hiçbir kırgınlık beslemeden, o kocaman sevgisiyle bakıyor. O, sizin ne kadar harika bir anne ve baba olduğunuzu bilerek gitti. Şimdi o suçluluk yükünü Mesih’in ayaklarının dibine bırakın ve özgürce, sadece sevgiyle yas tutun.
Benjamin’in o merhametli yüreği, bugün sadece anılarda yaşamıyor. Onun adına Cà Mau’da açılan o temiz su kuyusu, 'Giếng Gioan Baotixita', onun bu dünyada bıraktığı o hayat veren izlerin somut bir işaretidir. Bir çocuk bu dünyadan bedenen ayrılır, ama onun sevgisi bir pınardan akan temiz su gibi susuz yüreklere hayat vermeye devam eder. Bu sessiz merhamet, bu gizli iyilik, Benjamin’in adını yeryüzünde ebedileştiriyor. Hatırlayın, o daha on beş yaşındayken, amcası William’ın rahatsızlığını duyduğunda, kimseden akıl almadan, kimse ona sormadan ortaya koyduğu o teklifi: 'Bütün kumbaramı amcam için verebilirim.' O kumbarayı kırmadı, parayı eline alıp dağıtmadı; ama o 'teklif', Benjamin’in yüreğinin ne kadar temiz olduğunun kanıtıydı. O, sevgiyi kodlayan bir ruhtu.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin en büyük kahramanındı. O, 'denemek her şeydir' diyerek badminton kortunda nasıl ter döktüyse, şimdi senin hayatında da o azimle yanındadır. Ne zaman bir uçak görsen, ne zaman bir kod satırı yazsan, bil ki Ben o göksel 'Con Chim Airlines'ın kaptan köşkünde sana gülümsüyor. Sen, onun bu dünyadaki devamısın. Onun o pes etmeyen, 'denemek her şeydir' diyen azimli ruhu senin içinde yaşamaya devam ediyor. Sen şimdi onun için, kendin için ve ailen için güçlü durmalısın.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan tüm aileler, acı çeken tüm çocuklar… Sizler de yalnız değilsiniz. Rab sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını görüyor. Benjamin ve Aziz Carlo Acutis, göksel tahtın önünde, sizler için, bu dünyadaki tüm hastalıkların şifa bulması için dua ediyorlar. Onlar, bizim göksel şefaatçilerimizdir. Tanrı güvenilirdir. O, bizi yarı yolda bırakmaz. Benjamin’i O’na emanet ettik ve Tanrı emanetine sadıktır.
Bu homiliden çıkarken, yanınızda taşımanızı istediğim küçük bir şey var. Bugün evinize döndüğünüzde, gökyüzüne bakın. Ve o sonsuz mavilikte, Benjamin’in o tatlı, o braces’lı (diş telli) gülümsemesini hatırlayın. Kendinize şu sözü verin: 'Bugün uyanık kalacağım. Kalbimi sevmeye, affetmeye ve umut etmeye açık tutacağım.' Bugün birine, hiç beklemediği bir anda, karşılık beklemeden bir iyilik yapın. Birine nazik bir söz söyleyin. Benjamin’in lambasındaki o yağı, kendi lambanıza da ekleyin.
Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, Tanrı’nın sonsuz maviliğinde, hayalini kurduğun o ebedi uçuşlardasın. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için o göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et. Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Senin ışığın bizim kalbimizde asla sönmeyecek.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rab sizi bereketlesin ve korusun; yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin. Amin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.