Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla. Rab'bin esenliği, sevgisi ve tesellisi hepinizle birlikte olsun. Bugün, bizi kendi elleriyle şekillendiren ve adımızı avuçlarına kazıyan Tanrı'nın huzurunda bir araya geliyoruz.
Rab, bizleri kendi ellerinle yarattın ve sevdin; merhamet et. Mesih, bizleri ebedi yaşamın yollarına çağırdın; merhamet et. Rab, kederli yüreklerimize Kutsal Ruh'unla şifa ver; merhamet et.
Bir kağıdın üzerine bırakılan o küçük, mütevazı izi hayal edin… Mürekkebin kağıtla buluştuğu, kalemin kavisler çizerek ilerlediği o anı. Bugün Elçi Pavlus’un Selaniklilere yazdığı mektubun son satırlarında tam da böyle bir ana tanıklık ediyoruz. Pavlus, mektubun büyük kısmını bir yazıcıya yazdırmış olsa da, en sonunda kalemi kendi eline alıyor. Şöyle diyor: 'Ben Pavlus, bu selamı kendi elimle yazıyorum. Her mektubumun imtiyazlı işareti budur; ben böyle yazarım.'
Bu el yazısı, bu imza, sadece bir kimlik kanıtı değildir. Bu, Pavlus’un o topluluğa olan derin sevgisinin, emeğinin ve varlığının somut bir izidir. O mürekkep izinde Pavlus’un parmaklarının sıcaklığı, yüreğinin atışı vardır. Bu, taklit edilemez bir sevgi işaretidir.
Bugün Kutsal Yazılar bizi 'ellerin bıraktığı izler' üzerinde düşünmeye davet ediyor. Mezmur yazarının 'Ellerinin emeğini yiyeceksin, ne mutlu sana' derken bahsettiği o bereketli eller… Pavlus’un 'hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz emek vererek çalışan' o nasırlı elleri… Ve buna karşılık, Müjde’de İsa’nın sert sözlerle eleştirdiği o Ferisilerin elleri… Onlar ne yapıyor? Peygamberlerin mezarlarını inşa ediyorlar, taşları boyuyorlar, dışarıyı süslüyorlar. Ama o ellerin içinde hayat yok. O eller, sevginin ve emeğin değil, ölümün ve ikiyüzlülüğün anıtlarını dikiyor. Dışarıdan parıldayan ama içi bomboş olan, ölü kemikleriyle dolu badanalı mezarlar yaratıyorlar.
İşte bu iki el arasındaki fark, imanımızın da kalbidir: Hayat veren, emek harcayan, kendi imzasını sevgiyle atan eller ile sadece dış görünüşü süsleyen, maskeler takan eller.
Bugün, takvimlerimize baktığımızda, Benjamin Vo’nun, bizim sevgili Ben’imizin aramızdan ayrılışının üzerinden yaklaşık iki ay geçtiğini görüyoruz. 13 Haziran 2026… O günden bu yana geçen bu altmış küsur gün, zamanın ne kadar ağır ve sessiz akabileceğini gösterdi bize. Evdeki o boş koltuk, masanın üzerindeki o sessizlik, bir zamanlar neşeyle dolup taşan odanın suskunluğu… Alan, Thao, sevgili Ryan… Bu acının, bu boşluğun ne kadar derin olduğunu biliyoruz. Gerçeği dürüstçe söylemek gerekir ki, iki ay geçmesi bu yarayı hafifletmedi; aksine, yokluğun somutluğu her sabah uyanıldığında daha da belirginleşiyor. İnsan bazen 'Neden?' diye sormaktan, o boşluğa bakıp sessizce gözyaşı dökmekten kendini alamıyor. Bu acı gerçektir, ağırdır ve bunu aceleyle teselli etmeye çalışmak, yaranın derinliğine saygısızlık olur. Biz bugün burada, o yaranın başında, onun acısını paylaşarak duruyoruz.
Fakat bu karanlığın tam ortasında, Pavlus’un o 'kendi eliyle yazılmış' selamı gibi, Benjamin’in de bu dünyada bıraktığı o eşsiz el izlerini, o sevgi dolu imzayı hatırlıyoruz.
Benjamin, sadece on beş yıllık o kısa ömründe, bu dünyaya o kadar derin, o kadar gerçek izler bıraktı ki… O, Ferisilerin yaptığı gibi badanalı, dışı süslü ama içi boş yapılar inşa etmedi. O, kendi elleriyle, kendi parlak zekasıyla ve o kocaman, nazik yüreğiyle gerçek hayatın izlerini kazıdı dünyaya.
Onun o muazzam zekasını düşünün. Bilgisayarının başına geçip, kendi elleriyle yazdığı o kodları hayal edin. GitHub deposunda biriktirdiği, üzerinde saatlerce çalıştığı o oyunlar, o uygulamalar… Her bir kod satırı, aslında Benjamin’in bu dünyaya bıraktığı 'kendi el yazısıydı'. On dört yaşında bir çocuğun, bulut sistemlerini, yapay zekayı anlamak için klavyede gezinen parmakları, Pavlus’un o çalışkan, üretken ellerini hatırlatmıyor mu bize? Ben, sadece hazır olanı tüketmedi; o üretti, merak etti, araştırdı. Gökyüzündeki uçakları, o Boeing 737’leri izlerken, babasıyla havaalanlarında 'uçak gözlemciliği' yaparken, kafasında 'Con Chim Airlines' (Kuş Havayolları) hayalini kurup kıkırdarken, o aslında ruhunun o yükseklerde, sınırsız mavilikte süzülme arzusunu kendi elleriyle çiziyordu.
Ve o eller, sadece kod yazmakla, uçak resimleri çizmekle kalmadı; o eller, sevginin en saf halini sundu.
Burada, babasının 23 Temmuz 2026 gecesi gördüğü o güzel rüyayı hatırlayalım… Rüyanızda, Alan, sevgili oğlun Benjamin ile birlikte bir dondurma kuyruğunda bekliyordunuz. Ve o sırada, dondurmanın parasını Benjamin ödedi.
Bu rüya üzerinde biraz duralım. Mezmur ne diyordu? 'Ellerinin emeğini yiyeceksin, ne mutlu senin haline!' O rüyada, Benjamin’in dondurmayı ödemesi, onun artık çocuksu bir bağımlılıktan sıyrılıp, kendi emeğiyle, kendi varlığıyla babasına ikramda bulunabilecek bir olgunluğa eriştiğinin göksel bir işaretidir. O, Göklerin Egemenliği’nde, o ebedi ziyafet sofrasında artık bir alıcı değil, sevginin bizzat kendisini sunan bir vericidir. O rüyada Ben, babasına 'Bak baba, ben iyiyim, ben büyüdüm, ben üretiyorum ve şimdi sana ikram ediyorum' diyordu. Bu, onun ebediyetteki huzurunun ve bağımsızlığının en güzel imzasıdır. O, kendi ellerinin emeğiyle, Tanrı’nın o kutsal dağında mutlu ve huzurludur.
İsa, Müjde’de Ferisileri 'ikiyüzlülükle' suçluyor. Onların dışarıdan dindar görünüp içeriden çürüdüklerini söylüyor. Benjamin ise bunun tam tersiydi. Onun içi neyse, dışı da oydu. O, hilesiz, saf ve dürüst bir çocuktu. Amcası William’ın rahatsızlığını duyduğunda, o on beş yaşındaki kocaman yüreğiyle anne ve babasına gelip, 'Amcama yardım etmek için kumbaramdaki tüm birikimi vermeye hazırım' demesi… O kumbarayı kırmadı, o parayı fiziksel olarak vermedi belki, çünkü gerek kalmamıştı. Ama o 'teklif', o niyet, onun yüreğinin içindeki o saf, badanasız, maskesiz sevginin ta kendisiydi. Tanrı, bizim dışarıya gösterdiğimiz büyük binalara değil, işte o kumbaranın içindeki, o çocuğun yüreğindeki o saf niyete bakar. Benjamin’in içi, dışından çok daha güzeldi.
Sevgili Alan, sevgili Thao… Bir evladı kaybetmenin ardından gelen o sessiz gecelerde, zihninizde yankılanan o fısıltıları biliyoruz. 'Acaba daha fazla ne yapabilirdik? Acaba bir şeyi mi kaçırdık? Neden biz?' Bu sorular, sevgi dolu her anne ve babanın yüreğine çöken ağır, haksız bir suçluluk taşıdır. Bugün İsa’nın o şefkatli sesiyle bu taşı yüreğinizden kaldırmak istiyorum. İsa, doğuştan kör adamı gördüğünde öğrencileri 'Kim günah işledi de bu adam böyle oldu?' diye sorduklarında ne demişti? 'Ne kendisi günah işledi, ne de anne babası.'
Hastalıklar, acılar ve bu erken ayrılıklar asla bir ceza değildir. Tanrı hastalık göndermez. Sizin hiçbir hatanız, hiçbir eksikliğiniz yoktu. Siz Benjamin’e bu dünyada bir çocuğun sahip olabileceği en güzel, en sevgi dolu yuvayı verdiniz. Onunla dünyayı gezdiniz, onun o parlak zekasını desteklediniz, onunla uçakları izlediniz. Siz ona sevmeyi öğrettiniz. Kendinizi suçlamayı bırakın. Benjamin, o rüyadaki gibi, size sevgiyle bakıyor ve kendi elleriyle kazandığı o ebedi huzurdan size gülümsüyor. O, sizi hiçbir şey için suçlamıyor; aksine, ona verdiğiniz o güzel hayat için minnettar.
Sevgili Ryan, ağabeyin senin en büyük arkadaşındı. Onunla paylaştığın o oyunlar, o hayaller, o cockpit simülatöründeki maceralarınız… Hepsi senin hafızanda birer imza olarak kalacak. Ağabeyin şimdi göklerde, ama onun o pes etmeyen, 'denemek her şeydir' diyen azimli ruhu senin içinde yaşamaya devam ediyor. Sen şimdi onun için, kendin için ve ailen için güçlü durmalısın. Ne zaman zor bir matematik sorusu çözsen, ne zaman gökyüzünde süzülen bir uçak görsen, bil ki Ben senin hemen yanındadır, omzuna dokunuyor ve o tatlı gülüşüyle seni cesaretlendiriyor.
Bugün, dünyanın dört bir yanından bu duaya katılan, kendi evlerinde sessizce ağır haçlar taşıyan tüm aileler, acı çeken tüm çocuklar… Tanrı sizin de ellerinizi görüyor. Sizin de döktüğünüz o sessiz gözyaşlarını, o çaresiz çırpınışlarınızı görüyor. Yalnız değilsiniz. Benjamin, şimdi göklerde, genç yaşta ebediyete göçen o diğer aziz ruhla, Carlo Acutis ile birlikte, sizler için, acı çeken tüm çocuklar ve aileler için şefaat ediyor. Onlar, göksel tahtın önünde, bu dünyadaki hastalıkların son bulması, doktorların şifa bulması için dua ediyorlar.
Benjamin’in adı bugün sadece anılarda yaşamıyor. Onun o merhametli yüreği, Cà Mau’daki o temiz su kuyusunda, 'Giếng Gioan Baotixita'da akmaya devam ediyor. O kuyu, susuz bir topluluğa hayat verirken, aslında Benjamin’in bu dünyaya bıraktığı o ebedi imzanın, o sevgi dolu el yazısının somut bir kanıtıdır. Bir çocuk gider, ama onun sevgisi bir pınar gibi akmaya, insanları yaşatmaya devam eder.
Bu homiliden çıkarken, Elçi Pavlus’un o güzel kutsamasını kalbimizde taşıyalım: 'Esenlik Rabbi olan Kendisi size her zaman, her yönden esenlik versin.'
Bugün eve döndüğünüzde, kendi ellerinize bakın. Ve kendinize sorun: Bu ellerle bugün dünyaya nasıl bir iz bırakacağım? Ferisiler gibi sadece dışı süslü mezarlar mı inşa edeceğiz, yoksa Benjamin gibi, Pavlus gibi, sevgiyle, emekle, dürüstlükle kendi imzamızı mı atacağız hayata? Bugün birine nazik bir söz söyleyin. Birinin yükünü hafifletin. Tıpkı Ben’in o dondurma kuyruğunda babasına yaptığı o küçük ikram gibi, siz de hayatın kuyruğunda bekleyen birine sevginizi ikram edin.
Benjamin Đại Dương Vo, sen şimdi o en yüksek göklerde, hayalini kurduğun o ebedi 'Con Chim Airlines'ın kanatlarında, Tanrı’nın sonsuz esenliğindesin. Bizim için dua et. Ailen için, kardeşin Ryan için göksel pencerenden sevgiyle bakmaya devam et.
Sonsuz huzur içinde uyu, sevgili çocuk. Senin imzan kalbimizde sonsuza dek kalacak.
Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Esenlik Rabbi olan Kendisi size her zaman, her yönden esenlik versin. Peder, Oğul ve Kutsal Ruh'un kutsaması hepinizin üzerinde olsun ve sonsuza dek kalsın. Mesih'in esenliğiyle gidin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.