Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına. Amin. Sevgili kardeşlerim, bugün Aziz Pius X'in yortusunu kutlarken, Rab’bin bizi bu kutsal topluluğa topladığı için O’na şükredelim. O’nun sözüyle canlanmak ve duayla O’na yaklaşmak için buradayız.
Tanrım, günahlarımı itiraf ediyorum. Senin tarafından, seninle ve seninle birlikte günah işlediğime pişmanım. Bu nedenle, Tanrı'nın annesi Meryem Ana'yı, tüm melekleri ve azizleri ve siz kardeşlerimi, benim için Rab Tanrı’ya dua etmenizi diliyorum.
Sevgili kardeşlerim, bugün İsa Mesih’in bize sunduğu o en yüce gerçeğe, sevginin buyruğuna odaklanacağız. Ama önce, Hezekiel Peygamber'in o etkileyici, neredeyse ürkütücü sahnesine bir bakalım. Rab’bin Ruhu onu bir ovaya götürüyor; ama bu sıradan bir ova değil. Burası kemiklerle dolu bir ova. Öylesine çoklar ki, yüzeyde her yöne yayılmış, öylesine kuru ki, sanki yaşamdan tamamen uzaklaşmışlar. Ve Rab, Hezekiel’e soruyor: “İnsanoğlu, bu kemikler canlanabilir mi?”
Hezekiel’in yanıtı, bizim de zaman zaman yüreğimizde taşıdığımız o derin çaresizliği yansıtıyor: “Rab Tanrı, bunu yalnız sen bilirsin.” Evet, bazen hayat o kadar kurur, umutlarımız o kadar kırılır ki, yeniden canlanmanın mümkün olup olmadığını sorgularız. Kendi başımıza bu kemikleri canlandırmak, o kuru yaşamı yeniden alevlendirmek bizim gücümüzün ötesindedir.
Ama Rab Tanrı’nın gücü, bizim sınırlarımızın ötesindedir. O, Hezekiel’e şöyle der: “Bu kemikler üzerine peygamberlik et ve onlara de ki: Kuru kemikler, Rab’bin sözünü işitin! Rab Tanrı bu kemiklere şöyle diyor: İşte size nefes getireceğim, canlanacaksınız. Sinirler takacak, etle kaplayacak, deriyle örteceğim ve içinize nefes koyacağım; canlanacaksınız ve benim Rab olduğumu bileceksiniz.”
Ve Hezekiel peygamberlik ettiğinde, bir ses duyulur; bir gürültü, kemiklerin birbirine yaklaştığı, birleştiği bir ses. Sinirler, et, deri belirir. Ama henüz nefes yok, yaşam yok. Sonra Rab, Hezekiel’e tekrar seslenir: “Ruh üzerine peygamberlik et, insanoğlu, ruha şöyle de: Dört yelden esen ruh, bu öldürülenlere üfle de canlansınlar!” Ve Hezekiel peygamberlik ettiğinde, ruh onlara girer; canlanırlar ve dimdik ayakta dururlar: dev bir ordu.
Bu, sadece İsrail halkının bir kurtuluş öyküsü değil, aynı zamanda bizim kendi yaşamlarımızdaki umutsuzluk anlarının bir metaforudur. Bazen kendimizi o kuru kemikler gibi hissederiz. Hayallerimiz, umutlarımız, hatta bazen kendimiz… kurumuş, cansız, yeniden canlanması imkansız gibi görünen bir halde. Kayıp yaşadığımızda, hayal kırıklığına uğradığımızda, kalbimiz paramparça olduğunda… O kuru kemikler gibi hissederiz.
Sevgili Alan, sevgili Thao, canım Ryan… Benjamin’i Rab’bin kollarına emanet edişimizin üzerinden dokuz hafta geçti. Bu süre zarfında, eminim ki o kuru kemikler metaforu, yüreğinizin derinliklerinde yankılanmıştır. Bazen bir çocuğun yokluğu, geride öylesine büyük bir boşluk bırakır ki, o boşluk sanki yaşamın kendisinin kuruduğu bir yer gibidir. O parlak zekanın, o neşeli gülüşün, o sevgi dolu bakışın yokluğu… Sanki bir zamanlar canlı olan bir ovayı, şimdi sadece kuru kemiklerin sessizliği kaplamış gibidir.
Benjamin’in hayatına baktığımızda, O’nun yaşamının asla kuru kemikler gibi olmadığını görüyoruz. O, yaşam doluydu. Hatta ailesinin yazdığı gibi, babasının anlattığı bir anı var… Babası, Benjamin’in ne kadar istekli bir şekilde, kendi birikimini, kumbarasındaki her şeyi, hasta olan amcası William’a yardım etmek için vermeye hazır olduğunu söylediğini anlatıyor. Henüz on beş yaşındaydı. Para gerekmedi, amcası sigortalıydı. Ama önemli olan o teklifti. Bir çocuğun, kendi birikimini, her şeyini bir başkası için, sevdiği biri için vermeye hazır olması… Bu, kuru bir kemik değil, bu, yaşamın ta kendisiydi. Bu, sevginin canlandığı bir yürekten gelen bir teklifti.
İşte bu, bugünkü İncil’in bize öğrettiği o büyük buyruğun ta kendisi. Ferisiler, İsa’yı sınamak için sorarlar: “Yasa’daki en büyük buyruk hangisidir?” Ve İsa’nın yanıtı o kadar basit, o kadar derin ki, tüm Kutsal Yazı’nın özünü kapsar: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla seveceksin. İşte en büyük ve ilk buyruktur. İkinci de ona benzer: Komşunu kendin gibi seveceksin. Bütün Yasa ve peygamberler bu iki buyruğa dayanır.”
Bu, sadece bir emir değil, bu, yaşamın ta kendisidir. Tanrı’yı sevmek, O’nun varlığını, O’nun sevgisini, O’nun gerçeğini hayatımızın merkezine koymaktır. Ve komşuyu sevmek… İşte Benjamin’in o teklifi, bu ikinci buyruğun canlı bir örneğiydi. Kendi rahatını, kendi birikimini bir kenara bırakıp, ihtiyacı olan birine yardım etme isteği… Bu, sadece bir iyilik hareketi değil, bu, Tanrı’nın bize verdiği sevgiyi başkalarına akıtmanın bir yoluydu. Benjamin, belki de bunu bilinçli olarak yapmadı, ama onun yüreği, Rab’bin buyruğuna göre atmıştı.
Bugün, Benjamin’in o parlak zekasını, o merakını, o teknolojiye olan ilgisini anıyoruz. Ama aynı zamanda, onun o nazik, o sevgi dolu yüreğini de anıyoruz. Ailesinin yazdığı gibi, on iki yaşındayken babasının kırkıncı doğum gününde, babasını kaybetme korkusuyla ağlaması… Bu, ne kadar derin bir sevgi bağı olduğunu gösteriyor. Bu, kuru bir kemik değil, bu, yaşamın en canlı, en sıcak haliydi. Bu, sevginin, bağların ne kadar güçlü olabileceğinin bir göstergesiydi.
Hezekiel’in ovadaki kemikleri canlandırması gibi, Tanrı da bizim umutsuzluklarımızı, bizim çaresizliklerimizi alıp, onları yaşam ve sevgiye dönüştürebilir. O, bizim kuru kalplerimize nefes üfleyebilir. O, bizim parçalanmış ruhlarımıza yeniden yaşam verebilir. Ve bu yaşam, sadece bizim için değil, etrafımızdaki herkes için bir umut kaynağı olur.
Bugünkü Mezmur’da duyduğumuz gibi: “Rab’be şükredin; sevgisi sonsuzdur.” Evet, O’nun sevgisi sonsuzdur. Ve bu sevgi, Benjamin’in hayatına sığdıramadığımız o uzun yıllar boyunca da bizimle birlikte olacak. Bu sevgi, Alan’ı, Thao’yu, Ryan’ı ayakta tutacak. Bu sevgi, her birimizi, özellikle de şu anda acı çeken, umudunu kaybetmiş gibi hisseden herkesi sarıp sarmalayacak.
Sevgili kardeşlerim, bazen hayat bize öyle zorluklar getirir ki, kendimizi o kuru kemikler gibi hissederiz. Umudumuz tükenmiş, yolumuzu kaybetmiş gibiyizdir. Ama unutmayın, Tanrı’nın Ruhu, o dört yelden esen ruh, bizim üzerimize de üfleyebilir. O, bizim cansız kalan umutlarımızı yeniden canlandırabilir. O, bizim parçalanmış yüreklerimizi birleştirebilir.
Benjamin’in hayatı, bize sevginin gücünü, cömertliğin güzelliğini ve Tanrı’nın her şeye kadir olduğunu hatırlatıyor. O, genç yaşta bu dünyadan ayrılmış olabilir, ama onun bıraktığı sevgi mirası, onun o nazik yüreği, bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor. O’nun teklifi, o kumbarasındaki parayı verme isteği, bize gösteriyor ki, en küçük yaşta bile, sevgiyle dolu bir yürek, büyük işler başarabilir. Bu, sadece bir çocukluk anısı değil, bu, Tanrı’nın bizden istediği sevginin bir yansımasıdır.
Bugün, hepimizden istenen, bu iki büyük buyruğu yaşamak. Tanrı’yı bütün varlığımızla sevmek ve komşumuzu kendimiz gibi sevmek. Benjamin bize bunu nasıl yapacağımızı gösterdi. O’nun o nazik yüreği, o cömert ruhu, bize ilham versin. O’nun yaşamı, bize Tanrı’nın sevgisini ve O’nun bizden beklediği komşu sevgisini hatırlatsın.
Sevgili Alan, sevgili Thao, canım Ryan… Benjamin şimdi Rab’bin huzurunda, O’nun sonsuz sevgisiyle çevrili. O, artık kuru kemikler gibi değil, O, yaşamın ta kendisiyle, Tanrı’nın sevgisiyle dolu. Ve sizin yüreklerinizdeki acı, O’nun sevgisiyle zamanla şifaya dönüşecek. O’nun Ruhu, sizi teselli edecek, size güç verecek ve umudunuzu yeniden canlandıracak.
Bugün buradan ayrılırken, aklımızda kalan o kuru kemikler metaforu değil, Benjamin’in yaşam dolu yüreği olsun. O’nun cömertliği, o sevgi dolu teklifi olsun. Ve İsa’nın bize öğrettiği o büyük buyruk: Tanrı’yı sevmek ve komşumuzu sevmek. Bu buyrukları hayatımızda yaşayarak, Benjamin’in anısını onurlandıralım ve Tanrı’nın sevgisinin dünyada yayılmasına yardımcı olalım.
Rab’bin sevgisi hepimizi sarsın. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına. Amin. Rab’bin bereketi üzerinizde olsun.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.