Sevgili kardeşlerim, Baba ve Oğul ve Kutsal Ruh adına hepinize merhaba. Haç işaretiyle bu duaya başlıyoruz, Rabb'in huzurunda toplanıyoruz.
Rabbim İsa Mesih, günahlarımız için merhamet et bize. Rabbim, merhamet et. Mesih, merhamet et. Rabbim, merhamet et.
Sevgili kardeşlerim, bugün İsa Mesih'in bize yaptığı davetle başlıyoruz: "Bana gelin, ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar, ben size rahat veririm." Ne kadar teselli edici bir davet, değil mi?… İsa, hayatın zorlukları altında ezilen, yük taşıyan herkesi yanına çağırıyor. Bu davet, asırlar öncesinden gelen ve bugün de yankılanan bir umut fısıltısı.
İlk okumamızda Yeşaya peygamber, Rabb'in yargılarının adaletini ve O'nun huzurunda çekilen acıları anlatıyor. "Ey RAB, senin yolun ve yargıların için sana bakarız." diyor. Toplumun çektiği sıkıntıları, doğum sancısı çeken bir kadının feryadına benzetiyor. Ancak bu acıların sonunda bir umut var: "Senin ölülerin yaşayacak, cesetleri dirilecek." Bu, Rabb'in bize verdiği nihai sözdür: acı ve ölüm son sözü söylemez.
İsa'nın sözleri ve Yeşaya'nın peygamberliği nasıl da birleşiyor… İsa, bize o rahatı, o huzuru vaat ediyor. Yüklerimiz ne olursa olsun, O'na geldiğimizde hafifleyeceğimizi söylüyor. "Benim boyunduruğum kolay, yüküm hafiftir." diyor. Bu, hayatın zorluklarını inkar etmek değil, aksine, onları İsa ile birlikte taşıdığımız zaman bambaşka bir anlam kazandığını bize hatırlatmak.
Sevgili Benjamin Vo'nun hayatına baktığımızda, onun da bu daveti içselleştirdiğini görüyoruz. Ben, zekasıyla ve öğrenme aşkıyla öne çıkan bir çocuktu. Her zaman yeni şeyler keşfetmeye, anlamaya çalışırdı. Babasıyla birlikte havaalanlarını gezmekten, uçakları incelemekten aldığı o saf neşe… Bu, onun içindeki o meraklı, hayatı dolu dolu yaşama arzusunun bir yansımasıydı. Hayatın getirdiği yükler, belki de onun merakını ve öğrenme isteğini hiç azaltmadı. Çünkü onun yüreğinde, her zaman bir umut ve neşe vardı.
Benjamin'in ailesi, annesi Thao, babası Alan ve kardeşi Ryan… Sizler, Ben'in bu dünyadaki yansımasısınız. Onun nazik ruhu, gülümsemesi, sizlerin kalbinde yaşamaya devam ediyor. Onun hayatı kısa sürmüş olabilir, ama bıraktığı sevgi ve neşe silinmez bir iz bıraktı. Tıpkı İsa'nın dediği gibi, "Bana gelin, ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar, ben size rahat veririm." Bu davet, bugün özellikle sizler için. Ben'in yokluğunun acısı, bir yük gibi omuzlarınızda olabilir. Ama İsa, bu yükü sizinle taşımak istiyor. O'na güvenin, O'nunla birlikte yürüyün.
Ve sizler, uzaktan bizlere katılanlar, özellikle de acı çeken diğer çocuklar ve ağır bir haç taşıyan her aile… Bilin ki yalnız değilsiniz. Tanrı sizi görüyor, sizi tutuyor ve size umut veriyor. Benjamin'in hayatı, bize Tanrı'nın sevgisinin her zaman var olduğunu, en zor anlarda bile bizi terk etmediğini hatırlatıyor. Onun anısı, Cà Mau'da açılan o su kuyusu gibi, hayat veren, umut veren bir kaynak olsun. Bu, Ben'in nazik ruhunun bir yansımasıdır: başkalarına hizmet etmek, hayat vermek.
Bugün, İsa'nın davetini bir kez daha duyalım: "Benim boyunduruğum kolay, yüküm hafiftir." Bu sözler, bize Benjamin'in hayatında olduğu gibi, her şeyin sonunda Tanrı'nın sevgisi ve huzurunun bizi beklediğini fısıldıyor. O'nun huzurunda, Ben gibi tüm ölenler için sonsuz istirahat ve bizler için de O'nun lütfuyla güç ve umut bulalım. Amin.
For the intentions entrusted to Ben on our prayer wall:
Kurtarıcı'nın buyruğu üzerine ve ilahi öğretiyle biçimlenmiş olarak, cesaretle diyoruz:
Göklerdeki Pederimiz, adın yüceltilsin. Hükümranlığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin isteğin yerine gelsin. Günlük ekmeğimizi bugün bize ver. Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de suçlarımızı bağışla. Bizi günaha sürükleme ve bizi kötü olandan kurtar. Amin.
Rabb'in lütfu ve kutsaması hepinizin üzerine olsun. Huzur içinde gidin, Rabb'i sevin ve O'na hizmet edin.
✝ May almighty God bless you: the Father, and the Son, and the Holy Spirit. Amen.